Geçtiğimiz günlerde bir aile buluşmasında sosyal medya bağımlılığı ile ilgili bir habere denk geldik. Dayım, “Melis sen biliyorsundur. Sosyal medya nasıl çalışıyor ve nasıl bu kadar bağımlı hale getirebiliyor?” diye sordu. 

O sırada kızım sana söylüyorum gelinim sen anla tadında kuzenime gönderme yapmaya çalışıyordu fakat kuzenim bizi duyamayacak kadar telefonuna odaklanmış, parmağıyla “sonsuza kaydırma” hareketini yapmakla meşguldü. Bense bu konudaki merakım ve yaptığım onca araştırmaya karşın “Yanii… kaydırıyorsun.” deyivermiştim. Hangimizin hali daha gülünesiydi gerçekten bilmiyorum. O sırada kimse gülmedi, çünkü dayımdan gelen bu soru belli ki bütün aile üyelerinin kafasını kurcalıyordu. Gece yarısına kadar süren hararetli sohbetimizden sonra onlara tatmin edici cevaplar verdiğimi düşünüyorum. Şimdi sıra sizlerin sorularına cevap vermekte.

Sosyal Medya 101

Sosyal medya bağımlılığını anlayabilmek için önce bu platformların 3 anahtar çalışma prensibini inceleyelim.

1. Hep Bana Hep Bana

Sosyal medyanın platformlarının algoritması hangi içerikte ne kadar zaman geçirdiğimizi ve hangi içerikle ne kadar etkileşime geçtiğimizi ölçecek şekilde tasarlanıyor. Dolayısıyla güncel feed’imiz yani ana sayfamız tamamıyla bize hitap edecek ve bizi özel hissettirecek şekilde donatılıyor. Feed kelimesinin İngilizcede “beslemek” anlamına gelmesi de kullanıcıyı sürekli lezzetli yemeklerle beslediğine işaret ediyor. Bu şekilde bakıldığında sosyal medya bağımlılığının obeziteye benzemesi ve platformların bizlere zarar verebileceğini bu kadar açıkça belirtmesi de ironik.

2. Lokmalık

Twitter’da neden kelime sınırı var? TikTok videoları neden beş dakikayı geçmeyecek şekilde tasarlanmış? İnstagram hikayeleri neden kısa sürüyor? Bütün bu soruların cevabı, işin belirli bir parçasına odaklandığımız süreyi azaltıp bütünüyle daha fazla vakit geçirmemizi sağlamak için, diyerek özetlenebilir. Bir toplantıya odaklanmak bütüne odaklanmak anlamına geldiği için zor olabiliyor. Fakat sosyal medya ilgilenmemizi istediği şeyi -kendisini- yutulabilir parçalara bölüp önümüze sunduğu için sosyal medyaya odaklanmak daha kolay oluyor. Özellikle bu tür platformlarda çok fazla zaman geçirdiğimiz dönemlerde diğer işlerimizde de bu küçük parçalara karşı duyduğumuz iştahın artması ve işin bütününden hemen sıkılmamız bu yüzden. Hem ilgi alanlarımıza göre tasarlanmış hem de onları küçük parçalar halinde sunan bu platformların son bir hilesi daha var.

3. Sonsuzluğa Doğru

Yazının başında kuzenimin yaptığından bahsettiğim “sonsuza kaydırma” hareketi bu maddeyi kapsıyor. Çünkü sosyal medyada beğenmediğimiz bir içeriği geçip diğer ilgimizi çeken içeriklere hemen ulaşabiliyoruz. Üstelik bunun için yapmamız gereken tek şey parmağımızı ekran üzerinde kaydırmak oluyor. Hoşumuza gitmeyen şeylerin bu kadar hızlı ve çaba sarf etmeksizin geçilmesi gerçek hayatta tabii ki mümkün değil.

Gerçek Hayat X Sosyal Medya

Fikrimce sosyal medya bağımlılığının, bağımlılık olmasa bile geçirilen uzun saatlerin sebebi bu üç temel element. Çünkü ilgimizi çeken her şey odaklanabileceğimiz küçük porsiyonlarda sınırsız olarak önümüze sunuluyor. Odaklandığımız birimlerin küçük olduğu gerçeği bizi harcadığımız zamanın daha kısa olduğunu düşünmeye itiyor. Zaman algımızla oynayan sosyal medya bağımlılığı bizi gerçek hayatımızdan soyutluyor.

Bağımlılık

Sosyal medya bağımlılığı davranışsal bağımlılık olarak nitelendiriliyor. Yani kumar, uyuşturucu, alışveriş gibi bağımlılıklarla aynı grupta yer alıyor. Davranışsal bağımlılıkların temel özelliği beynimizdeki ödül sistemini harekete geçirmesi. Örneğin kumar bağımlılarının sürekli kumar oynamak istemesi, vazgeçemedikleri ödüle ulaşma hazzından kaynaklanıyor. Sosyal medya bağımlılığında ödül, aldığımız beğeniler, retweet’ler, bildirimler, yorumlar veya mention’lar olarak sıralanabilir. Ödüllere ulaşma güdüsü bizleri sosyal medyayı sürekli kullanmaya iten şey oluyor. Aynı zamanda ödüller; stresi, yalnızlığı ve depresyonu kısa süreliğine azalttığından insanlar sosyal medyayı gerçek hayatın onlara yaşattığı duygulara tercih ediyor.

Bağımlı mıyım?

Öncelikle, eğer bağımlı olsanız bile bu yazıyı okuyor olmanız ve bununla ilgili araştırma yapıyor olmanız iyiye işaret. Çünkü sosyal medya bağımlılığından kurtulmak için kişisel farkındalık çok önemli. Fakat diğer davranışsal bağımlılıklarda olduğu gibi ilk azaltma/ bırakma girişimleriniz başarısız olabilir çünkü beyniniz ulaşacağı ödülden vazgeçmekte zorlanabilir. Bağımlılığınızı aşağıdaki soruları değerlendirerek ölçebilirsiniz.

  • İnternetsiz kalıp sosyal medyaya erişemeyince huzursuz hissediyor muyum?
  • Yaptığım şeyin yanlış olduğunun farkında olsam da bırakamıyor muyum? Kullanımı azaltma/bırakma girişimlerim daha önce başarısız oldu mu? 
  • Sosyal medya gerçek hayat ilişkilerimin ve sorumluluklarımın önüne geçiyor mu?

Sosyal medya bağımlılığının bizleri hem fiziksel hem de psikolojik olarak etkilediğini belirtmekle birlikte bu durumun beynimizdeki ödül sistemi ve orada gerçekleşen kimyasal reaksiyonlardan ibaret olduğunu hatırlamakta fayda var. Birkaç atomdan daha güçlüyüz!

Ben ve Kendim

Sosyal medya bağımlılığı aslında sadece birkaç gönderiye veya ödüle bağımlı olmak değil, kendimize de bağımlı olmak. Beyindeki ödül sistemi en çok kendimiz hakkında konuşurken aktifleşiyor. Günlük hayatımızın %30 ila %40’ını kendimizden bahsederken geçirirken sosyal medyada kendimizden bahsettiğimiz zaman yüzdesi %80’lere çıkıyor. Beynimizin ödül sistemi gerçek hayatımızdakinden daha aktif çalıştığı için sosyal medyayı gerçek hayatımızdan daha çok tercih etmeye başlayabiliyoruz. 

Onlar ve Kendileri

Sosyal medyaya “kendilerinden bahseden insanlar topluluğu” olarak bakarsak başka insanların gösterdikleri hayatlarına da önemli ölçüde maruz kalıyoruz.

Dikkat ederseniz “gösterdikleri hayatlarına” diyorum çünkü sosyal medya hayatlarımızın topluluğa sunulabilir ve en çok beğenilecek yönlerini barındırıyor. Birkaç paylaşım gördüğümüzde zannediyoruz ki herkes partide, herkes arkadaşlarıyla, herkes eğleniyor… E bir tek biz mi cuma akşamımızı evde, bıçağın ucundaki elmayla bakışarak geçiriyoruz? Hiç zannetmiyorum. Ama az önce bahsettiğim eğlenceli veya önemli bir etkinliği kaçırma korkusu yani FOMO (fear of missing out) bazılarımızın hayatlarını zorlaştırıyor.

FOMO, basitçe eksiklik korkusu, daha iyi bir şey yapabilecekken o değerli görünen şeyi kaçırdığımız veya davet edilmediğimiz için duyduğumuz endişe olarak da açıklanabilir. Bu durum kartopu gibi büyüyerek sosyal anksiyeteye veya diğer internet hastalıklarına da yol açabilir.

Vedalaşırken…

Sosyal medya detoksu yapmaya çalışırken sadece kişisel farkındalığın yeterli olmayabileceğini göz önünde bulundurmakta fayda var. Onun yerine ödül mekanizmanıza rüşvet verip, daha çok keyif alacağı işlere itmek ve bildirimleri kapatmak daha isabetli olabilir. 

Kaynak: Addiction Center , US Psikiyatri

Share:

Robert Kolej’de 9. sınıf öğrencisi olan Melis tiyatro ve hikaye anlatıcılığıyla ilgileniyor. İnsan haklarının ve şiddetsiz iletişimin gücüne inanan Melis sosyal girişimcilik, tasarım odaklı düşünme ve sürdürülebilir kalkınma hedefleri üzerine çalışmayı seviyor. Geleceğin nerede olduğunu araştırıyor.