Tekelleşme nedir? “Abi bir sabah uyandım 44 milyar dolarım var. Ne mi yapardım, Twitter’ı satın alırdım.” Tekelleşme budur.

Bir sabah uyandığında banka hesabında 44 milyar dolar görseydin, ne yapardın? Anneni babanı mı arardın, yoksa sevgilini mi? Arkadaşlarına bu garip durumu nasıl izah ederdin? Yoksa tercihin herkesi bir anda silip sıfırdan yeni bir hayata başlamak mı olurdu? Neredeyse imkansız olan bir durumu bu kadar çabuk kabullenip reaksiyon alabiliyorsan eğer tebrik ederiz. Sanırım ben, bankalardan telefon almaya başlayana kadar 44 liram var sanardım.

Yakın zamanda Tesla CEO’su Elon Musk sosyal medya devi Twitter’ı yaklaşık 44 milyar dolara satın aldı. Zenginin malı züğürdün çenesini yorar diye boşuna dememişler, tüm dünya oturduk, önce 44 milyar doların ne kadar büyük bir para olduğunu idrak etmeye çalıştık. Daha sonra gelir adaletsizliği, sınıf kini derken kendimizi klavyenin başında bulduk, tweetler attık. Hiçbirimizin 44 milyar doları olmadığına göre arkadaş ortamlarında eğlence için absürd senaryolar üretmeye veya bir gün olacağının hayalini kurmaya devam edebiliriz. Ama bir an için durup düşünürsek:

Herkesin 44 milyar dolarının olduğu veya kimsenin 44 milyar dolarının olmadığı evrenlerde sosyal medya tekelleşmesi hayatımızı nasıl etkiliyor?

Sosyal platformların sahiplik yarışı

Kısa zaman içinde tekelleşme davasının yanı sıra pek çok skandala karışan Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg, 11 sene sonra Time dergisine tekrar kapak olmuştu.

Elon Musk’ın Twitter hamlesi gündemi domine etse de, tekelleşmeyi ilk defa konuşmuyoruz. Sıklıkla Facebook krizlerinde karşımıza çıkan tekel kavramı, bugün pek çok sektörün ilerlemesine ket vuran en büyük etkenlerden biri olarak görülüyor. Artık sosyal medya günlük hayatımızın bir gerçeği. Instagram’ı silip tarayıcıdan giriyoruz, kendimize kullanım sürelerimizi bahane ederek sosyal bağımlılığımızı azaltmanın yollarını arıyoruz. Peki tam bir aşk-nefret ilişkisi yaşadığımız sosyal medya platformlarının her büyük sektör gibi tekelleşme ihtimali neşeli aile selfielerimizin geleceğini nasıl etkileyecek?

2020 yazında tüm dünya tekelleşme davalarıyla sarsıldı. Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) en büyük dört teknoloji şirketi Amazon, Facebook, Google ve Apple’ın tepe yöneticileri ABD Kongresi’nde tekelleşmeye karşı kendilerini savundu. Üst yöneticiler endüstri içindeki tekelleşme iddiaları ve pazar uygulamaları hakkında Kongre’de ifade verdi.

Bu dört teknoloji şirketinin kriz anındaki ilk hamlesi ise rekabeti kabullenemeyip usulsüzlüklere başvurmak oldu. Apple ve Google, tüketicileri bir ürün satın alırken önceden programlanmış yazılımlarını, arama motorlarını ve uygulamalarını kullanmaya zorlayarak rekabete aykırı uygulamalar yapmakla suçlandı. Aynı zamanda Apple, App Store’da var olmaya çalışan rakiplerini dışlamak, kopyalamak ve gülünç oranlarda ücretlendirmek iddialarının da odağında yer aldı. Amazon ise kullanıcı verilerini usulsüz kullandığı gerekçesiyle okların ucundaydı.

Facebook/Meta İmparatorluğu

Sosyal medya genişliyor ve çeşitleniyor. Farklı içerik tiplerinin yaygınlaşması, her geçen gün amaca yönelik pek çok farklı sosyal medya platformunun türemesine neden oldu. Rekabetten rahatsız olan bir zamanların mazlum teknoloji şirketleri ise sektördeki koltuklarını vermemek adına çareler arıyor.

Facebook’un ilk çıktığı zamanı hatırlayalım. Bir kısmımızın MSN’e yetişmiş neslin bir üyesi olduğunu varsayarak, iletişimde yeni bir konsept bir heyecan dalgası yaratmıştı. Sonuçta MSN bir mesajlaşma uygulamasıydı ve biyografinde yaptığın ufak değişiklikler dışında toplulukla iletişim kurma imkânı vermiyordu. Ben bugün 24 yaşında bir içerik yazarıyım, fakat Facebook için pek bir şey değişmedi.

Adil rekabet ortamına ket vuran tekelleşme, Facebook’un yıllardır yürüttüğü ‘ilerlemeci’ politikanın temelini oluşturuyor.

Değiştiğini varsayıyorsan, büyük oranda yanıldığını ve gelişimleri çok yüzeysel olarak ele aldığını söyleyebiliriz. Facebook’un teknoloji sektöründe ayakta kalmak için iki temel stratejisi vardı: Rakiplerinin fikirlerini satın almak veya kopyalamak.

Instagram, Whatsapp, Snapchat gibi platformlar daima içerik üretimi ve paylaşımı çizgisini değiştirebilecek yenilikçi fikirlerin peşinde oldu. Saydığım şirketler ve benzerlerinin aksine Facebook ‘asla çizgisini bozmadı ve haliyle yenilik arayan kullanıcıların radarından uzaklaştı. Bir gün Facebook kullanmak ‘boomer’ alışkanlığı olarak görüldüğünde ve hepimiz farklı platformlara geri dönüşsüz bir şekilde göç ettiğimizde, Mark Zuckerberg ve ekibi alarm çanlarının farkına vardı.

2018 yılında yapılan bir araştırmaya göre 25 yaşın altında yaklaşık 3 milyon kişi siteyi sık ziyaret etmeyi bıraktığını hatta tamamen kullanmaktan vazgeçtiğini belirtti. 

Facebook’un yenilikçi hamlesi üzerine pek düşünülmüş gibi durmuyordu. “Ağanın parası konuşur” diyen teknoloji devi Instagram ve WhatsApp’ı peşpeşe satın alarak pazarda kalmakta ne kadar ısrarcı olduğunu bir kez daha kanıtlamış oldu. Snapchat konusu muallakta kalınca da uygulamanın özelliklerini kendi sürümlerine ekleyerek oradan da geri kalmadı. 

Sosyal ağları kendi çatısı altında toplamak adına yatırım yapan ve bu nedenle tekelleşme davalarının merkezine oturan Facebook kendini en azından yasal olarak akladı diyebiliriz. Her ne kadar tekel davalarının kıskacından kurtulsa da, ABD başkanlık seçimlerinde usulsüzlük ve çeşitli lobicilik faaliyetleri gibi iddialar kullanıcı gözünde aklanmalarına engel oldu.

Çare inziva mı?

Instagram bildirimlerini kapatıp güzellik uykusuna yatmak

Uyuyan Güzel, bildirimlerini kapatıp uyuduğunda belki uykusunu alacak. Fakat sosyal medya detoksu sonlandığında günlük hayatın temposunda hızına alıştığımız gündemi tamamen kaçırmış olacak. Eskiden gazetelerde büyük manşetlerle gördüğümüz haberler, bugün bilgi akışının hızı ve yoğunluğunun yanında epey hafif kalıyor. Sosyal platformların 7 gün 24 saat boyunca paylaşıma ve yenilemeye hazır olması çoğumuzda gündemi kaçırma korkusu gibi alışkanlıkların türemesine neden oldu. (Bu konuyu da içeren ve internet bağımlılığını geniş çapta ele alan İnternet Hastalıkları serimize göz atabilirsin.)

Çözümü daha geniş kapsamda ele alırsak yaşanan dezenformasyonlar, veri sızıntıları, kişisel gizlilik ihlallerinin önüne geçebilmek adına tekelleşmenin tamamıyla ortadan kalkması gerekiyor. Yani teoride konuşulan ana çözüm Facebook gibi büyük teknoloji şirketlerini parçalamak. Fakat başka bir kesim tarafından bu çözümün uzun vadede pek de işlevsel olmadığı tartışılıyor. Sonuçta Facebook kaç parçaya bölünürse bölünsün, bir gün o parçalardan biri yeni teknoloji devi konumuna gelebilir. Peki ya bu platformlara beklediği ilgi ve özeni göstermezsek?

Basit düşünürsek sosyal medya platformları kullanıcılarla var oluyor. Ne kadar çok kullanıcı etkileşimi alırsa, platformun ağırlığı ve işlevselliği o kadar artıyor. Eğer bir gün herhangi bir sosyal medya platformuna kinlenerek reaksiyon almak istersen, hesabını kapatmak veya uygulamayı telefonundan silmek arkadaşlarının dalga geçtiği kadar küçük bir hamle sayılmayabilir.

Bireysel çapta da şirketlerin kullanıcılara verilerini dışarı aktarma imkânı tanıması, kişisel gizlilik ve veri korunumuna verilen önemin artırılması, bilgi dezenformasyonuna engel olmak gibi çözüm yolları sayılabilir.

Birey tekeli bir sonraki adım olabilir mi?

Her nasıl medyada yaşanan tekelleşme tarafsızlığı ticari kaygıya dönüştürüyorsa, işin sosyal medya boyutunun altında da kâr ve kontrol arzusu yatıyor. Kullanıcı deneyimini ve özelleştirmeleri devre dışı bırakan hırslar, giderek şirket tekelleşmesinden çok daha kritik bir noktaya evriliyor: Şirket tekelinin çapının daralıp bireysel tekelleşme kavramını türetmesi.

Musk’ın hamlesinden sonra doğan bu çıkarım, elbette şu an için sık gözlemleyebildiğimiz bir durum değil. Fakat sosyal medyanın hayatımızın geri kalanında da bizlerle birlikte olmaya devam edeceğini düşünürsek, ileriyi düşünmenin pek zararı olmaz gibi duruyor. Hükûmetler ve teknoloji devleri ipin ucunun kimin elinde kalacağına dair çekişmeye devam ederken, platformların sadık bir kullanıcısı olarak aklımdan tek bir fikir geçiyor. En azından şimdilik sosyal medya platformlarının hayatımızın ne kadarını alacağı konusunda karar verme yetkisine sahibiz. Öyleyiz, değil mi?

Share:

administrator

Yıldız Teknik Üniversitesi Kontrol ve Otomasyon Mühendisliği 4. sınıf öğrencisi olan Kardelen, yeni filmler ve müzikler keşfetmenin yanında teknolojik yenilikleri takip etmekten büyük keyif alıyor ve kendisine ilginç gelen şeyleri Gelecek Burada için yazıyor çiziyor, hatta bizzat Gelecek Burada'nın podcast yayınlarını yürütüyor.