Günümüz dünyasında iklim değişikliği, çoğumuzun gündelik sohbetlerinde yer bulan ve günlük rutinler içerisinde kendini hissettiren bir kavram olarak karşımıza sıklıkla çıkıyor. Mevsimsel geçişlerin dengesizliği ve hava sıcaklıklarındaki anormallikler iklim değişikliği konusunun yaşamımıza dâhil olduğu örneklerden yalnızca birkaçını oluşturuyor. Nisan ayında yayınlanan Hükûmetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) raporu, sömürgeciliği iklim krizinin tarihsel sürecinde itici güç olarak nitelendiren ayrıntılar içeriyor. 

İlk raporu 1990 yılında yayınlanan IPCC, 30 yılı aşkın bir süre sonra sömürgecilik kavramını altıncı değerlendirme raporuna dahil etti. İklim değişikliğinin insanlar üzerindeki etkilerini inceleyen ikinci çalışma grubu raporu, sömürgeciliği yalnızca iklim krizinin itici gücü olarak değil aynı zamanda toplulukların buna karşı savunmasızlığını artıran bir sorun olduğunu belirtti. 

Bir kelimenin ne gibi bir etkisi olabilir diye düşünmemekte fayda var. Zira IPCC, her raporun yanında politikacılar için özet yayınlıyor. Alanında yetkin bilim insanları ve 195 hükûmeti temsil eden yetkililer tarafından ayrıntılı bir şekilde incelenen özet, dünya liderlerinin BM İklim Toplantısı öncesi başvurduğu kaynak olma niteliğini taşıyor. 

İklim Değişikliği
Sömürgecilik ve iklim değişikliğinin birlikte anılması biz insanlara sömürgeciliğin gezegenimize olan zararının tüm canlıları kapsayan rolünü gösteriyor.

Üçüncü çalışma grubu raporu, liderlerin sera gazı emisyonlarını nasıl azaltabileceğine odaklanıyor. Liderlerin yalnızca bilime kulak verdiği bir senaryoda iklim değişikliğinin yaratacağı olumsuzluğu önlemek için zaman var. Şimdiye kadar liderler seçimlerinde çoğu zaman çevreci çözümlerden yana olmayarak dünyanın geri dönülemez bir noktaya ulaşmasına neden oldu. Bundan sonrasında bilime kulak vererek iklim krizinin yıkıcı etkileri geç olmadan önlenebilir.

Sömürgecilik iklim değişikliğine neden oldu. Çözüm, haklarımız ve geleneksel bilgimizdir.

Brezilyalı aktivist Taily Terena – COP26

Dünyanın önde gelen bilim insanları, dekolonizasyonun (sömürgeciliğin sonlandırılmasının) iklim değişikliğine küresel tepkinin merkezinde olması gerektiğini kabul ediyor. Bu kabul, dünya liderlerinin gelecekteki iklim politikasını nasıl şekillendireceği konusunda muazzam bir potansiyel taşıyor. Birçok savunucu, karbon emisyonlarını azaltmayı vaat eden ancak insanlara zarar verme riskini taşıyan yanlış iklim çözümlerinden endişe duyuyor.

Bu ek dilin IPCC raporlarına dahil edilmesiyle sömürgeci devletleri; iklim krizine yanıt verirken, uyum sağlarken ve hafifletirken sömürgeciliği sürdürmemekten sorumlu tutmak için daha donanımlı olduğumuzu umuyorum. 

Yerli hakları örgütü NDN Collective’in Adalet Kampanyası Direktörü Jade Begay

İklim Değişikliği ve Sömürgecilik

Pek çok toplum hâla sömürgeciliğe maruz kalırken gezegenimiz bugün yok olma, ormansızlaşma ve kirlilik gibi örneklerle sömürgeciliğin izlerini taşıyor. Bu yağmacı yapılaşma yalnızca toplumlarla sınırlı kalmayarak doğal kaynaklar üzerinde yarattığı baskı ile ekosisteme de büyük zararlar veriyor. Afrika’dan Kuzey Amerika’ya sömürgecilikten kaçan topluluklar, beyaz üstünlüğü ve yapısal ırkçılık tarafından yönetilen bir dünyada nesiller sonra hayatta kalmaya çabalarken kendi yaralarını sarmak zorunda kaldı. Varlıklarını veya karşılaştıkları tarihsel zararları zar zor kabul eden bir dünyadan bahsediyoruz. Sömürgeciliğin iklim değişikliğine olan etkilerinden kurtulacaksak, bu mantık yapısı geride bırakılmalı. Aksi takdirde bu acı geçmişi hesaba katmayan bir çözüm, zaten çok şey kaybetmiş insanların hayatlarını riske atabilir.

Son IPCC değerlendirme raporundan bu yana geçen sekiz yıl içinde iklim değişikliği ile sömürgecilik arasında bağlantı kuran literatürde patlama gerçekleşti. IPCC raporları, hâlihazırda var olan binlerce makaleden elde edilen bulguları derliyor. Yazarların orijinal sonuçlar çıkarmağı raporda ama tüm parçaları bir araya getirerek halka tam bir çerçeve sunmaktan geçiyor. Snowchange’den Mustonen, ikinci çalışma grubu raporunda sömürgecilik etrafındaki dili oluşturan yazarlardan biriydi. Yerli ve yerel bilgi üzerine ilk teknik belgeyi oluşturmak için bir ekip bir araya geldi. Geçen yıl bağımsız olarak yayınlanan makale, araştırmacıların IPCC’nin gerektirdiği parametreler dahilinde gözlemlenen iklim etkilerinin kanıtlarını sunabilmeleri için topluluklarla yakın iş birliği gerektiğini vurguluyor.

IPCC, önceki raporlara göre daha fazla sosyal bilimciyi, beyaz tenli olmayan ve kadın olan bilim insanlarını da içeriyordu. Modeller ve veriler yerine daha çok tarih ve toplumla ilgilenen araştırmacıları dahil etmek uzun bir yol kat ediyor.

IPCC’nin özellikle daha fazla yerli yazara yer vermesi önemli çünkü iklim değişikliği değerlendirme süreçlerinde yerlilerin kendi kaderini tayin hakkı büyük önem taşıyor.

IPCC’de iklim nedeni olarak sömürgeciliğe işaret eden büyük bir güç var. İklim felaketinin ön saflarında yer alanların artık ceplerinde başka bir araç var. Aktivistlerin bu konuda BM’yi eğitmek için zaman kaybetmelerine gerek yok. Bunun yerine, dünya liderlerini şiddetle hak ettiği eşitlik topluluklarını inşa edecek doğru iklim çözümlerine doğru itmeye odaklanabilirler. Örneğin, koruma hedefleri, yetkililerin korumak istediği ekosistemler içinde yaşayan yerli insanlarla ortaklaşa belirlenebilir. Aksi takdirde, çabalar daha fazla yerel arazi mülksüzlüğünü riske atabilir.

Tüm canlılığı etkileyen sömürgeciliğin gezegenimize verdiği zararları gidermek zorlu bir mücadele olacak ancak hayal edemeyeceğimiz bir dünyayı inşa edemeyeceğimizi hatırlatmak isteriz.

Kaynak: atmos.earth, theconversation

Share:

administrator

1996 yılında İstanbul’da doğdu. Marmara Üniversitesi Basım Teknolojileri bölümünde gördüğü lisans eğitiminden sonra odağını gıdaya çeviren Elif, Mutfak Sanatları Akademisi Profesyonel Aşçılık mezunu ve Anadolu Üniversitesi Tarım Teknolojileri öğrencisi. Merakının izinde farkındalığını besleyecek her türlü konuya olan ilgisiyle anlamlı bir gelecek inşasına katkıda bulunmaya çalışıyor.