Dünyanın en çok tercih edilen masaüstü 3 boyutlu yazıcı markası Ultimaker’ın kurucularından Siert Wijnia ile Ultimaker’ın açık kaynak politikalarını ve maker dünyasına bakış açısını konuştuk. Keyifli okumalar!

– Bize biraz kendinizden ve Ultimaker’ın hikayesinden bahseder misiniz? 

-Could you tell us a bit about yourself and the story of Ultimaker?

Adım Siert Wijnia. Teknolojiye ve felsefeye olan tutkumla Hollanda’daki Twente Universitesi’nden makine mühendisi olarak mezun oldum. 8 yıl petrokimya endüstrisinde çalıştıktan sonra, petrol çağına katkıda bulunmak yerine, enerjimi teknolojik gelişmeler konusuna yöneltmek istediğime karar verdim. Böylece Utrecht’in FabLab’i olan Protospace’de laboratuvar müdürü olarak çalışmaya başladım. Teknolojiyi insanlara bu kadar yaklaştırmak beni gerçekten çok heyecanlandırdı. Hayallerini gerçekleştirebilecekleri bir teknolojiye sahip olurlarsa, olasılıklara yepyeni bir pencere açılacaktır.

My name is Siert Wijnia. With my passion for technology and philosophy, I graduated as a mechanical engineer at Twente University in the Netherlands. After working for 8 years in the petrochemical industry, I decided I wanted to put my energy in the new technology developments, instead of contributing to the oil era. So I started as a labmanager at Protospace, the FabLab of Utrecht. Bringing technology so close to people really gave me thrills! It is very inspiring to see what fantastic ideas people have. And if they have the technology to make their dreams come true, it is opening a complete new window of possibilities.

 – Her şey 2011 yılında başladı. Ultimaker’ı oluşturmaya karar verdiğinizde hedefiniz neydi? Ultimaker’ı diğerlerinden farklı kılan benzersiz ana özellikleri nelerdir? 

– It all started in 2011. What was your goal when you set your mind to establish Ultimaker? What are the unique core values that made Ultimaker different?

Ultimaker’ın amacı onu büyük bir şirket haline getirmek değil, kendimiz için yarattığımızı paylaşmaktı. Biz (Martijn Erik ve ben), Adrian Bowyer’ın RepRap Projesinden esinlenen maker’lardık. Öncelikle işe RepRap yapmakla başladık. Harika bir projeydi, fakat makine hatalara çok açıktı. Bu nedenle onu daha iyi hale getirdik ve iyileştirmelerimizi toplulukla paylaştık. Martijn, makineyi gerçekten daha doğru ve güvenilir kılan bazı tasarım değişiklikleri yapma fırsatı veren kontrplakta tasarıma başladı. Bu tasarımı da paylaşmaya başladık ve satın almak isteyenlerden çok ilgi görünce şirketi kurduk. 

The goal of Ultimaker was not really making it into a big company, but more in sharing what we created for ourselves. We (Martijn Erik and myself) were makers, inspired by the RepRap Project by Adrian Bowyer. So we started building the RepRap. It was a great project, but the machine was very prone to faults. So we made it better, and shared our improvements in the community. When Martijn started the design in plywood, it gave the opportunity to make some design changes that really made the machine a lot more accurate and reliable. We started to share this design as well, and we got so many reactions from people that they wanted to buy it, that we started the company.

– Yıkıcı teknolojilerden biri olan 3D yazıcılar uzun süredir tartışılıyor ve çok dikkat çekiyor; ancak yine de beklendiği kadar yaygın kullanılmıyor. Bunun nedeni ve bu teknolojinin geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz? İnsanların çoğunluğunun kendi 3D yazıcılarına sahip olacağı veya kullandıkları ürünlerin birçoğunu yazdırabilecekleri bir gelecek öngörüyor musunuz? 

– As one of the disruptive technologies, 3D Printing has long been discussed and gathered a lot of attention however it is still not used as widely as it is expected. What is the reason behind it and how you see the future? Do you foresee a future where majority of the individuals own their 3D Printers or the majority of the items they use will be printed?

Her gün, ofisime giderken kendime şu soruyu soruyorum: Evde bir 3D yazıcı var, ancak sürekli çalışmıyor. Neden? Birkaç yıl önceki hayalimiz, herkesin kendi evinde bir yazıcıya sahip olmasıydı. Gelecekte bir gün bu gerçekleşebilir; ancak şimdilik, makineler ‘ürünü’ değil sadece ‘parçalarını’ yazdırma kapasitesine sahip. Tüketiciler ise, parça değil ürün istiyorlar. Bunun yanı sıra, eğer evimde bazı özel ürünler istiyorsam, onların tam olarak amaçlarına uygun olmasını beklerim. Ama bu, tasarım konusunda çalışmak için zaman ayırmak zorunda olduğum anlamına geliyor. Ve bu zamanı, evdeki 3 çocukla yaratabilmem çok zor… 

Every day when I drive to our Office, I ask myself the question: I have a 3D printer at home, but it is not always running. Why? A few years ago, the promise was that everybody would have a printer in their own house. Well, that could be the case somewhere in the future, but for now, the machines are not capable of printing ‘products’, they only print ‘parts’. Consumers want products, not parts. Besides that, if I want to have some specific products in my house, I want to have them fit exactly for their purpose. But that means that I have to spend time designing. And that time is hard to find with 3 kids at home…

– ABD’nin maker hareketinde öncü bir rolü olduğu açık. Hollandalı bir marka olmanın yanı sıra, Ultimaker çok tanınıyor ve maker topluluğunda çok popüler. Avrupalı bir maker olarak, Amerikalı ve Avrupalı makerlar hakkında ne düşünüyorsunuz? Aralarında herhangi bir fark görüyor musunuz? 

– It is obvious that US has a leading role in the Maker movement. Beside as a Dutch brand, Ultimaker is well-known and very popular among the Maker community. From a Europen’s point of eye as a maker, what would you say about the American makers and the European makers? Do you see a difference between them?

Bence ABD ve Avrupa’daki makerlar arasında pek bir fark yok. Avrupa’daki tek fark, birden fazla dil konuşuluyor olması. Bu durum, farklı ülkelerin maker hareketlerini bir araya getirmeyi zorlaştırıyor. Bu nedenle her ülkenin kendi maker hareketi oluyor. Aslında bu, her ülkenin kendisine en uygun olanı ortaya koyması adına doğru bir yol olacağını düşündüğüm, farklı maker kültürlerini oluşturabilir. 

I think there are no differences in the maker people in the US vs Europe. What could be a differnce in Europe is that we have many languages. It makes it harder to unite the maker movements of different countries, so each country has it’s own maker movement. This could also result in different maker cultures, which I think is a good way in finding what suits best in a country.

– Ultimaker başarılı bir donanım geliştirme şirketi olmanın yanı sıra, topluluk yaratma konusunda da çok başarılı. Topluluklar neden önemlidir? Tek bir marka etrafında farklı bölgelerden ve kültürlerden insanları bir araya getirebilme başarısının sırrı nedir? 

– Beside being a  succesful hardware developer company, Ultimaker is also very succesful in creating community. Why community matters? What is the secret behind the success in unifying the people from different regions and cultures around the same single brand?

Sanırım bizimki en büyük topluluk gerçekten de. Bununla çok gurur duyuyorum! Bence bir topluluk içinde saygı çok önemlidir. Ve şirketin kurucuları olarak, bizler de aynı topluluğun bir parçasıyız, bu nedenle farklı değiliz. Etkinlikler organize ederek topluluğumuzla iletişim halinde olmaya ve ürünlerimiz hakkındaki tüm yorumları dinlemeye gayret ediyoruz. Kendimizi onlara yakın konumlandırıyoruz; böylece avantajların yanı sıra, iyileştirmemiz gereken özelliklerden de açıkça bahsediyorlar. Bu, dürüstlükle ilgili bir konu. Ve beni en çok etkileyen şey şu ki: Biz sadece makineyi üretiyoruz, onlar bu makinenin gerçek değerini yaratıyorlar.

I think we really have the greatest community. I am very proud of that! What I think is really important within a community is respect. And as founders of the company, we are part of that same community, so we are no different. We try to stay in touch with our community by organizing events, and try to listen to all their comments on our products. We position ourselves very vulnerable towards them, so they actually speak very open of the advantages, but also the things we should improve on. This is about being honest. And what really strikes me, is that we only produce the machine, but they create the real value with it.

 – Ultimaker aynı zamanda oldukça aktif ve sosyal konulara da ilgi gösteriyor. Bu konuda yaptıklarınızı anlatabilir misiniz? 

– Ultimaker also tends to be really active and has interest in social topics. Can we have your word on the things you’ve done in this area?

Teknoloji harika; ancak bir amaç olmadan, teknoloji hiçbir şey değil. Az önce de söylediğim gibi, makineyle değer yaratanlar müşterilerimiz. Ve eğer gerçekten sosyal projelere katkıda bulunabiliyorsak, bu beni gururlandırır. Teknolojiye anlam katar! 

Technology is great, but without a purpose, technology is nothing. As I just mentioned, it are our customers who create value with the machine. And if we can contribute to really social projects, it makes me proud. It gives meaning to the technology!

– Yeni patent politikanıza göre, önce icatlarınızı patentli hale getiriyor, ardından bağımsız / açık lisanslarla dağıtıyorsunuz. Fikrinizi değiştirmenize neden olan nedir? Bunu göz önüne alırsak, gelecekte Ultimaker’ın açık lisans politikasını sonlandırmayı tercih etme ihtimaliniz nedir? 

– According to your new patent policy, you first patent your inventions and then distribute them with independent/open licenses. What have changed that made you change your mind? Considering this, how likely you see Ultimaker may choose to leave open license policy in the future?

Açık politikadan vazgeçmeyeceğiz. İnsanlara fırsat sunmak üzere çalışmaya her zaman devam edeceğiz. Ancak çevremizdeki rekabeti de dikkate almamız gerekiyor. Teknolojimizi alıp kapalı bir versiyonunu yapan çok sayıda rakibimizi görüyoruz. Resmi olarak bu yasak, ancak bunu önlemek için avukatlar tutmak zorundayız. Ben şahsen, teknolojiyi kullananların önlenmesi için avukat tutmaktansa, yeni teknolojiler üzerinde çalışacak mühendisler istihdam etmeyi tercih ederim. Geleceğe dair bir vizyonumuz var, ancak bugünün dünyasına da gözlerimizi kapatmamalıyız.

We will not leave open policy. We will always try to enable people. But we also have to be carefull of competition around us. We see a lot of competitors taking our technology, and making a closed version of it. Officially that is not allowed, but to prevent it we have to hire lawyers. I rather rent engineers to work on new technology than hire lawyers in preventing others using technology. We have a vision of the future, but we should not close our eyes for todays World.

 

Bu röportaj Çırak Dergisi ve Gelecek Burada ortak yayınıdır. 

 

Share:

1989’da İstanbul’da doğdu. 2013 yılında Endüstri Mühendisliği bölümünden mezun oldu. Bilgi Üniversitesi Pazarlama İletişimi Yüksek Lisans eğitimiyle birlikte tasarım, iletişim, pazarlama ve teknoloji dinamiklerinin birleştiği platform ve projelerde çeşitli görevler almakta. 2015’te yaşadığı çevre ile dialog kurmak isteyenleri bir araya getiren sosyal sorumluluk topluluğu Onaranlar Kulübü’nün ve dünyanın ilk konsept 3 boyutlu yazıcı mağaza ve kafesi 3Dörtgen’in kurucu ekibinde yer aldı. Halen 3Dörtgen’de Pazarlama İletişimi Yöneticiliği görevini sürdürürken geleceğin nerede olduğunu araştırıyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir