Filme, terk edilmiş ve ikinci plana atılmış; artık herhangi bir özen gösterilmeyen dev bir demir yığını haline gelmiş olan bir Dünya tasviri ile başlıyoruz. İnsanların ilkel yapıları andıran distopik demir yığını apartmanlarda barındığı bir kültür betimlenmiş. Barınmak kelimesini kullandım çünkü insanlar tüm gününü sanal gerçeklik gözlüklerini kullanarak OASIS adı verilen bir dünyada geçirirken sadece tuvalet-yemek gibi temel ihtiyaçları için fiziksel dünyayı kullanıyorlar. Ana karakterimizin [tooltip tip=”Aslında saymadım. 10 da olabilir…”]7. kattaki[/tooltip] dairesinden çıkıp zemine inene kadar çektiği çileler, Tarzan efsanesini anımsatırken tüm hayatını sanal gerçeklikte geçiren insanlığın gerçek dünyayı nasıl da ‘terk ettiğini’ gösteriyor.

Ernest Cline’ın aynı isimli romanından uyarlanan Ready Player One isimli film 2045 yılında sanal gerçekliğin hakim olduğu distopik bir dönemi anlatacak. “Kayıp Milyonlar” isimli toplulukla beraber Stacks’ta yaşayan Wade Watss’ın, hayatını anlatmasıyla başlayan trailer, distopik temalı bir şehir sunarken Sanal Gerçeklik (Virtual Reality) gözlüğünün takılmasının ardından teknolojik-renkli ve özgür eğlencelerin yaşandığı bir sanal dünyayı gösteriyor. –24 Temmuz 2017 

Şimdi bu noktadan sonra birtakım spoilerlar gelecek. Eğer filmi izlemediysen buradan dönüş yapmak ve bu içeriğe göz atmak yararına olacaktır.

Sanal Gerçeklik Teknolojisi: Dışarıdan Deli, İçerden Heyecanlı

Dışardan deli gibi görünen, durdukları yerde sağa sola hareket edip yumruklar savuran gözlüklü insanların olduğu gelecek senaryosu, pek de tahmin etmediğimiz bir şey sayılmaz. Zaten herkes gelecekte sanal dünyanın gerçek dünyaya göre daha çekici hale geleceğini ve Endüstri 4.0’dan sonra işsiz kalan insanların genel olarak günlerini burada geçirerek bilim, sanat, felsefe gibi alanlarda Antik Yunan dönemlerini hatırlatacağını tahmin ediyor. Ancak bu noktada filmde benim dikkatimi çeken bazı noktalar oldu.

Ernest Cline kitabı 2011’de yayınladığına ve kitabı yazmanın 10 yıl kadar sürdüğünü söylediğine göre şu anki sahip olduğumuz teknolojilerin birçoğu yoktu. O yüzden tam olarak yazarı eleştirmeden; bu filmde geleceğe dair ne görüp neyi göremediğimizi biraz irdelemek istiyorum. Ve bu arada Ernest Cline’dan da kitabı henüz okumadığım için özür dilemem gerekiyor.

Gerçek ve Sanal Dünya Arasındaki Yalanlar

Öncelikle insanların sanal dünyadaki avatarlarının cinsiyetinin bile güvenilir olmaması hayatın büyük bir çoğunluğunun geçtiği bir uygulama için oldukça olumsuz bir detay. 2040’lı yıllarda cinsiyet konusunun bu kadar önemli olup olmayacağı bir soru işareti ancak önemli olduğunu varsaydığımız durumda; böyle bir günlük hayata sahip olsak bile blockchain sayesinde bu tarz bir probleme sahip olmayacağımızı düşünüyorum. Sanal alemde gerçek isim söylemenin yasak olması iki dünya arasına ince bir çizgi çizerken sanalda yapılan bir ilişki hatasının gerçek hayatta etkiler doğurması hatta bunun fiziksel bir savaş haline gelmesi de bu çizgiyi kaldırıyor. “Şu anda da Twitter’da yaşadığımız bir ilişki sorunu gerçek hayatta bizi etkiliyor” diyebilirsiniz. Bir bakıma haklı bir söylem ancak şu an Twitter veya Instagram –hala- bizim için birer hobi. Oysa gelecekte birçok insan işsiz kalacağı için VR dünyalar bir hayat biçimi haline gelecek. Cinsiyetin bile güvenilir olmamasının yanı sıra fake hesap çiftliklerinin kurulmuş ve IOI isimli şirketin kendi ‘elemanlarını’ OASIS’te öldüğü anda farklı bir hesap ve donanım ile tekrar OASIS’e  döndürebiliyor olması da ciddi bir açık bence.

Gözlüğü taktıktan sonra sanal dünyadayken fiziksel hareketlerde bulunmak için gerçek bedenimizin hareket ediyor olması da biraz olumsuz geldi bana açıkçası. 2040’lı yıllara gelindiğinde artık düşünce gücüyle her şeyi yapabiliyor olacağımızı düşünüyorum. Tabii bu da bizi obezite ve kas erimesi sorunuyla baş başa bırakabilir. Yine filme göre fiziksel duyularımızın çalışabilmesi için bedenimizi saran kıyafetler satın almamız gerekiyor, hatta bunlar da fiyatlarına göre seviyelendirilmiş durumda. Bu özelliği edinmek için özel bir kıyafet satın almak yerine en fazla, küçük sensörler ve uyarıcılar satın alacağımızı düşünüyorum.

Blockchain ve Sanal Gerçeklik: Mikro ödemeler

İşte bu satın alma olayında da sıkıntı verici bir şey gördüm. Birisi sanal dünya için kıyafet alışverişi yaptığında o şirket, o kişinin yerini kolayca tespit edebildi. Bu da yine blockchain ve kripto para kullanmadıklarını gösterir ki Metin2 furyası sırasında bile sanal-gerçek dünya sorunlarını yaşadığımızı hatırlarsak, şu an blockchain’i çok güzel kullanıyor olduğumuzu da göz önünde bulundurarak bu tarz bir olayın geleceğe ait bir sorun olduğunu düşünmek bile istemiyorum.

Filmin Spielberg elinden çıkmış olması sevindirici; çünkü bu tarz fütürist grafiklerle donatılmış aksiyon dolu filmleri pek sevmememe rağmen bazı noktalarda Harry Potter izliyormuş gibi hissettim. Hiç kimsenin çözemeyeceği bir sorunun duygusal ilişkiler + arkadaşlıkla bezenmiş bir grup haline gelerek çözülebiliyor olması, özellikle bir sahnede Hary Potter’daki satranç sahnesini izliyor gibi hissettirdi.

Gerçek Hayattan Kopuş

Bugün GTA oynarken bile gerçek yaşamdan kopabiliyor olmamız, gelecekte GTA’yı gözlüklerimizle oynarken ciddi şekilde fiziki yaşamdan vazgeçeceğimiz anlamına geliyor ki zaten bu da filmde çok net şekilde anlatılıyor. Yepyeni pazarlama fırsatlarına ve çok farklı ilişki tarzlarına ortam oluşturan bu sanal dünyada görsel ve işitsel reklamların ne kadar baskın kullanıldığını; sanal dünyaya ait pazarlamanın gerçek yaşamda bile ne kadar ciddi şekilde yapıldığını görmüş olduk ve bunlar bence bizim yaşayacağımız geleceğe dair oldukça güzel tahminler. Bir yandan Batman, T-Rex, The Shining filminden birçok detay görebiliyor olmamız da VR’da, birçok özlemimizin bir şekilde giderilebileceği veya manipüle edilebileceğini de tekrar hatırlatıyor. Oturup Heath Ladger ile biraz sohbet etme fırsatı bulabileceğiz sonuçta.

Sanal dünya için söyleyecek pek bir şey yok. Ernest Cline 2011 yılında sanal dünyayı oldukça güzel tahmin etmiş aslında ancak gerçek dünya konusunda, normal olarak, birçok eksik nokta var. Başta bize gösterilen yıkıntıların sadece şehrin ‘gelişmemiş’ bir bölgesine ait olduğunu yani farklı noktalarda daha normal şehir yaşamının [tooltip tip=”Düzenli, bakımlı yapılar. Yoksa yine insanlar çılgın gibi hareketler yapıyor “]sürüldüğünü[/tooltip] filmin ortalarında görüyoruz. Sonlara doğru ise polis arabaları da karşımıza çıktığında 2045 yılına giderken insanların fiziksel dünyayı gerçekten unuttuğuna kanaat getiriyoruz çünkü ne uçan ne de bizi şaşırtan çok ilginç arabalar var. Bugün geliştirdiğimiz ve 2045’te çok güzel şekilde kullanılıyor olduğunu gördüğümüz tek şey dronelar. Yapay zeka, robotlar, otonom araçlar, 3B yazıcılar, Blockchain, kripto paralar ve kuantum bilgisayarlara dair herhangi bir detay göremiyoruz.

Genel olarak eğlenceli ama sıradan bir filmdi benim için, eğer gelecek değerlendirmesi açısından bakmıyor olsam izledikten sonraki gün unutacağım bir film olurdu. Keşke aksiyon yerine daha fazla gündelik hayatı görebildiğimiz bir türde izleme fırsatı bulsaydık.

Spielberg tarafından çekilmemiş olsa 6.5/10’luk bir film olma potansiyeline sahip olan Ready Player One şu an 7.5/10 olarak değerlendirilebilir bence. Imbd‘de ise 8/10 ile benim beklentimin üzerine çıkmış durumda.

Share:

administrator

1997’de Nevşehir-Ortahisar’da doğdu. Marmara Üniversitesi’nde Basım Teknolojileri eğitimi görüyor. Gazeteciliğe ve doğru bilgi alma hakkına inanan Hasan, bir Onaran olarak sosyal inisiyatifin ve eğitimin gücüne inanıyor, geleceğin nerede olduğunu araştırıyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir