Gelecek Burada Podcast serisine aşağıdaki platformlardan ulaşabilirsiniz: (Üzerine tıklamanız yeterli)

Bilgi, deneyim ve ilham paylaşım platformu Gelecek Burada’ya hoş geldiniz. Bugün sitede paylaştığımız serilerden biri olan Google’ın kişisel veri gizliliğimizi nasıl ihlal ettiğindeni ve bizi nasıl adım adım izlediğini konuştuğumuz içeriğimizden bahsetmek istiyorum. İlk 2 yazısını yayınlamıştık toplam 4 yazılık bir seri olacak. Detaylarına çok fazla inmeden toplu bir şekilde yani konu bütünlüğü sağlayarak sizlere aktarmaya çalışacağım. Sitede bir “Neden korkutuyor?” başlığı altında serimiz mevcut. Bu seri de “Neden korkutuyor?” diye değil de “Neden korkmalıyız?” diye düşünmeye iten bir konu başlığı. Çünkü çoğumuz telefonlarımızda her gün kullandığımız büyük uygulamalardan neden korkmamız gerektiğinin farkında değiliz hatta korkmamız gerektiğinin bile farkında değiliz. Eğer siz de “Aman ya ne olacak, insanlar da abartıyor bence, konu hakkında azıcık okuyan komplo teorisyeni oluyor.” diye düşünenlerdenseniz sadece 15 dakikanızı ayırıp dikkatinizi verip dinlemenizi öneriyorum, sonra tekrar üzerine tartışabiliriz.

Google bizim tam anlamıyla elimiz ayağımız.

Günümüzde Google’da saniyede 40.000 arama yapılıyor. Bu günde 3.5 milyar, yılda 1.2 trilyon arama sorgusu demek. Yapılan sorgular çeşitli yollarla pazarlamacılara geniş bir kişisel veri yelpazesi sağlıyor. Çünkü Google bizim en özelimiz sayılabilir başımız ağrısa Google’da aratıyoruz, sevgilimizle kavga etsek teselli filmi için Google’a başvuruyoruz, herhangi bir ihtiyacımızı satın almak istediğimizde kalkıp mağazaya gitmektense genelde ilk yaptığımız şey Google’da aratmak oluyor. Bu da hayatlarımıza dair pazarlamacılara altın değerinde bilgiler sağlıyor.

Hatta verilerle konuşmak gerekirse 2018 itibariyle her reklam tıklamanızda Google yaşınız, cinsiyetiniz, geliriniz gibi temel bilgilerle başlayan ve ucu satın almaktan son anda vazgeçtiğiniz ürünlere, ev sahipliği durumunuza kadar varan epey uzun bir listeden oluşan bilgilerin sahibi oluyor. Aslında bunların hepsini belirli anahtar kelimelerle arama yaparak ve aramalar sonucunda çıkan reklamlara tıklayarak onlara biz sağlıyoruz.

Anahtar kelimeler reklamverenler için altın değerinde diyebiliriz. Çünkü siz Google’da her arama yaptığınızda reklamverenler anahtar kelimelerinizle bağdaşan reklamlarını öne çıkarmak ve ürünlerini size pazarlamak için arka planda adeta büyük bir savaş veriyorlar. Bu büyük savaş saniyenin beşte biri kadar kısa bir sürede gerçekleşiyor ve siz ekranınıza yüklenen reklamlardan birini tıkladığınızda bilgileriniz asla silinmeyecek bir AdWords hesabında sonsuza kadar saklanmak için yerini alıyor.

Ve bu konumlandırmalar da aslında adil bir sıralama içermiyor, ortalama bir Google aramasından sonra gelen sonuç ekranında ilk 4 sonuç ücretli reklamlardan oluşuyor, yani algoritmanın normal işleyişiyle önünüze gelen standart sonuçlar değiller. Ama bunu fark etmemek bir kayıp değil Y kuşağının %50’sinden fazlası organik bir reklam ve ücretli bir reklam arasında ayrım yapamıyor. Yaş arttıkça zaten takdir edersiniz ki bu oran da giderek artıyor.

Evet, reklam tıklamalarımız gerçekten çok büyük bir veri akışına sebep oluyor. Peki, o reklamlara tıklama süreci nasıl işliyor? Yani bir şeye ihtiyacımız olduğuna karar vermemiz, sonra satın almaya karar verme aşaması, satın alacağınız markaya platforma karar verme aşaması bunlar da bizim kontrolümüzde mi işliyor yoksa Google verilerinizi nasıl elde edebileceğini başından beri kendisi mi yönlendiriyor?

Bilgisayarlarımız, özellikle de telefonlarımız bizim her şeyimiz uzun süre ayrı kaldığımızda belirgin bir suçluluk duygusu içinde olmak artık garipsenecek bir şey değil. Bugün her 4 akıllı telefon sahibinden 3’ü acil ihtiyaçlarını karşılamak için Google’a başvuruyor. İşte pazarlamacıların en büyük amacı da bu acil ihtiyaçlar hakkında arama yaptığımız çaresiz anlarımızdan yararlanmak. Bunun için bir kavram da oluşturulmuş, sabırsızlık ve dürtüselliğimizden yararlanarak ihtiyacımız olmayan bir ürünü ihtiyacımız varmış gibi hissedeceğimiz çaresiz anlarımız “mikro anlar” olarak adlandırılıyor. Pazarlamacıların en büyük amacı da bizim için mikro olan bu anlardan makro verim alabilmek.

Çünkü bu mikro anlar Google’ın kâr etmesi için o kadar önemli ki 2016’da bu kavram ortaya çıktığından beri, kendi pazarlamacılarına böyle anları bize karşı en iyi şekilde kullanmalarını öğretecek şekilde eğitiyorlar. Bir ihtiyacımızı karşılamak için arama yaptığımızda hissettiğimiz “Şu an buna ihtiyacım var.” psikolojisi korku ve endişeyle desteklendiğinde işte “Ya tükenirse, ya aynısından bir daha bulamazsam.” diye düşündürüldüğümüzde bizi kolay yönlendirilebilir piyonlar haline getiriyor. Ben iradeliyim bunlardan etkilenmem diye de düşünmeyin çünkü farkında olsak da olmasak da gün içinde bu mikro anlardan yaklaşık 150 defa yaşıyoruz ve bu anlarda çoktan bizim için özelleştirilmiş birçok reklam karşımıza çıkıyor. Eğer herkesin dürüst olduğu ve kâr etmek yerine hayatımızı kolaylaştırmanın ön planda olduğu bir dünyada yaşıyor olsaydık bu sayede hepimiz verimli alışverişler gerçekleştiriyor olurduk fakat ne yazık ki gerçek dünya öyle işlemiyor.

Biz bu duyguları yıllardır yaşıyoruz, pazarlamacılar bunun 2016 yılında mı farkına vardılar? Mikro anlar diye bir şey var, tüketicilerin bu anlarını değerlendirelim, yararlanalım kar edelim diye sadece son 4-5 senedir mi düşünüyorlar?

Aslında hayır başından beri tüketicilikte çaresizlik olarak adlandırdığımız bu durum mevcut fakat son yıllarda tüketicilerin kullandığı akıllı cihaz sayısında görülen bariz artış, telefonlarımızın gerçek manada hayatımızın bir parçası haline gelmesi ve aynı şekilde Google kullanımımızın da giderek artması bunun kavramlaşmasını ve taktik olarak üzerimizde kullanılmasına ön ayak oluyor.

Peki bu aramalar her zaman bize istediğimizi veriyor mu? Zayıf anlarımızdan yararlansalar da zaten ihtiyacımız olan bir şeyi almak istediğimizde arama yapıyoruz, çok iyi niyetli olmasa da kısmen verimli diyemez miyiz bu taktik için?

Keşke o kadar basit bir şekilde sınırlı kalsaydı fakat pazarlamacıların taktikleri Matruşka bebek gibi sürekli altından yeni bir şeyler çıkıyor. Burada yönlendirme reklamları devreye giriyor. Yönlendirme reklamı dediğimiz reklam türüyle Google bir arama yaptığınızda sizi konuyla alakalı ama istediğinizden uzak farklı bir alternatife yönlendiriyor. Mesela bu da demin söylediğimiz başta çıkan 4 ücretli reklamın içinde yer alıyor, çünkü organik normalde karşınıza çıkması gereken bir sonuç değil. Normalde elma aradıysanız karşınıza elma çıkar, bak armutu da değerlendir demez kimse size. Mesela iPhone 6S hakkında arama yapıyorsunuz, önünüze iPhone 6S ile ilgili bir dizi reklam gelebilir. Başta gelen reklamlara dikkatli bakarsanız basit bir yönlendirme reklamıyla Apple yerine Samsung’un S6 modelini içeren bir reklam sonucuyla karşılaşabilirsiniz. Yani Samsung’un verdiği yönlendirme reklamı sizin marka sadakatinizi sorgulayarak Apple tercihinizi Samsung’la değiştirip değiştirmeyeceğinizi deniyor diyebiliriz.

Peki her şey bize yeni bir telefon, sağlam bir termos, dört mevsim uygun bir çadır satabilmek için mi?

Ne yazık ki bu bahsettiğimiz kavramlar yani yönlendirme reklamları, mikro anlar sadece bizlere bir şeyler pazarlanmak yani daha doğrusu satış yapılmak istendiği anlarda kullanılmıyor. Örneğin 2016 ABD başkanlık seçimlerinde provakasyon amaçlı yönlendirme reklamlarından yararlanıldı, adaylar veya seçim süreci hakkında arama yapan insanlar sahte ve önyargılı haberler içeren sitelere yönlendirildi. Bir Amerikan vatandaşı Google’da “Hilary Clinton harika.” ifadesini arattığında karşısına gelen sonuç ekranındaki reklamlardan biri onu dinsel ve ırksal olarak kışkırtıcı ifadelerin bulunduğu bir sayfaya yönlendirdi. Bu tarz manipülasyon tekniklerinin geniş kitleler üzerinde tahmin edemeyeceğimiz kadar büyük etkileri var.

Şaşırmamak gerek sonuçta bir kişinin ürün bağlılığını yönlendirme yoluyla değiştirebiliyorlarsa, bu şekilde daha büyük değişiklikler de yapabilirler. Örneğin bir kişininin ideolojisini, inançlarını veya bağımlılıklarını değiştirmek gibi. Zaten Yönlendirme Yöntemi yönlendirme reklamları kullanarak aşırılık yanlılarını ortadan kaldırmak için Google’ın başlattığı bir projeydi. 2016 yılının ilk sekiz haftasında hepsinin IŞİD’e güçlü sempati duyduğu bilinen yaklaşık 321.000 kişi aşırılık yanlısı içeriğe ilgi göstermek üzere tasarlanmış yönlendirme reklamlarını tıkladı. Reklamlara tıklayan IŞİD sempatizanları görüşlerini destekleyen bir sayfaya gelmek yerine IŞİD’in örgüte alım yapma süreci hakkındaki iddiaları çürüten videoların bulunduğu oynatma listesine yönlendirildi. Çoğu ziyaretçi yönlendirildikleri oynatma listesinden çıkış yapmadı ve videolar yarım milyondan fazla izlenme aldı. Ve bu proje bazı rakipleri tarafından “düşünce polisliği” olarak adlandırıldı. Yani onlara göre hedef kitle aşırılık yanlısı bile olsa kimsenin fikri isteği dışında manipüle edilmemeli.

Asıl korkutucu olansa bu “düşünce polisliğini” isteyen herkesin yapabilecek olması.

Yani Google’ın dijital ortamlardaki reklamları insanları manipüle etmek için kullanması yetmiyormuş gibi başkalarını da bunu yapmaya davet ediyor. Yönlendirme Yöntemi’nin detaylı bir planı halka açık olarak paylaşılmakta ve 500 ABD dolarıyla bir de bir Google Ads hesabının nasıl oluşturulacağına dair temel bilgilerle (ki Google bunun için ücretsiz dersler de sağlıyor), herkes kendi istediği şeyin propagandacısı olabilir. İyi niyetli havası verse de bence eşitlikçilik böyle bir şey değil, dünya toz pembe değil, bu yöntemin yaygınlaşması pek çok soruna ve manipülasyona yol açabilir.

En başta söylediğim gibi insanların çoğu hala organik bir reklam ve bir yönlendirme reklamı arasında ayrım yapamıyor. İyi niyetli ve eşit bir ortam yaratmak isteyenlerin halka Google’ı nasıl güvenli bir şekilde kullanacağını öğrenerek hem kendini koruması hem de başka insanların etkilenmesine engel olmayı göstermesi gerekiyor. Fakat ne yazık ki reklamcılıktan elde edilen hem maddi hem de ideolojik kârlar mikro anlarınızı sömürmeye bağlıyken kimse bunu yapmaya yanaşmaz başkasının yapmasını da istemez. Kendi çabalarımızla güvenli internet kullanmayı öğrenmemiz ve bu taktiklerden nasıl en az hasarla etkileneceğimizi bilmemiz gerekiyor. Umarım bu seri ya da bu podcast sizin en azından kendinizi nelerden korumanız gerektiğine dair ufak bir fikir oluşmasına yardımcı olmuştur. Yani en azından bir Google araması yaptığınızda karşınıza gelen reklamlara aynı gözle bakmazsınız, tıklarken iki defa düşünürsünüz.

Unutmadan biz geçen sene Google’dan kişisel verilerimizi istemiştik, yaklaşık 200 GB boyutundaydı. Elbette bu rakam kullandığınız süreye ve kullandığınız uygulama sayısına bağlı olarak değişebilir, sizin belki 40 belki 500 GB olabilir yani. Verilere şöyle bir göz attığınızda telefonunuzdan çoktan sildiğiniz bir görselin açık serverda tutulan URL formatıyla karşılaşıyorsunuz, yine şu an telefonunuzda mevcut olmayan pek çok dosyayla karşılaşıyorsunuz. Ayrıca Google her ne kadar elindeki tüm verilerin bunlar olduğunu iddia etse de tabii ki bahsettiğimiz kişiselleştirilmiş reklamlar için elde ettikleri veriler, 3. Parti verileri ve bu verilerle oluşturulan ‘tahminler’ de ellerinde yer alıyor.Sonuç olarak herhangi bir Google hizmetinde yaptığımız her şey myaccount.google.com adresinde tutuluyor. Bunlara erişerek değişiklikler yapabilir ve silinmesini talep edebiliriz. Bu noktada, Google’ın bu veriler haricinde başka veri depolamadığı veya silinmesini istediğimiz veriyi gerçekten sileceğine güvenmek dışında yapabileceğimiz bir şey de yok, bahsetmeden geçemedim.

3Dörtgen’in katkılarıyla sizlere ulaşan ve bu sefer gelecekten haber vermek yerine sizi güvenli internet kullanımına teşvik eden bir podcastimizin daha sonuna geldik. Bizimle Facebook, Instagram ve Twitter üzerinden gelecek_burada adreslerinden iletişime geçebilirsiniz. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere hoşça kalın.

 

Share:

administrator

Yıldız Teknik Üniversitesi Kontrol ve Otomasyon Mühendisliği 4. sınıf öğrencisi olan Kardelen, yeni filmler ve müzikler keşfetmenin yanında teknolojik yenilikleri takip etmekten büyük keyif alıyor ve kendisine ilginç gelen şeyleri Gelecek Burada için yazıyor çiziyor, hatta bizzat Gelecek Burada'nın podcast yayınlarını yürütüyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir