Gelecek Burada Podcast serisine aşağıdaki platformlardan ulaşabilirsiniz:

Bilgi, deneyim ve ilham paylaşım platformu Gelecek Burada’ya hoş geldiniz. Ben, yani Kardelen, yine yepyeni ve ilgi çekici bir konuyla karşınızdayım. Geçtiğimiz bölümde 2030 yılındaki muhtemel hayatımızdan bahsettik, komünite kültürü ve ortak yaşamın avantajlarını dezavantajlarını konuştuk, insanlarla paylaştığımız ortak bir yaşam alanından ne bekliyoruz buna yoğunlaştık. Bu bölüm için de ne yapsak ne yapsak diye düşünüyoduk işte. Sonra düşündük madem bu kadar gelmişiz, 2030 hakkında şöyle bir beyin fırtınası yapmışız, neden daha ilerisini konuşmayalım? Hatta küsüratı falan da olmasın dümdüz 2100 yılında bizi neler bekliyor?

2100 hem uzak gibi hem değil gibi, düşününce insana garip hissettiren bir yıl. Mesela 2000 yılı da yakın geliyor ama üstünden 20 yıl geçti. 2000 yılında doğan çocuklar reşit oldular hatta üniversite sınavına girdiler bile çoktan. Yani şöyle düşünün ortalama yaşam süresine göre bugün doğan bebeklerin çoğu 2100 yılında ya yaşam döngülerinin sonunda ya da çoktan tamamlamış olacaklar. Artık düşündüğümden daha uzak. Zaten üstüne konuşacağımız şeylerin çoğunu biz göremeyeceğiz, çocuklarımıza hatta torunlarımıza falan artık.

Geçmiş tecrübelerimize dayanırsak geleceğe dair uçuk tahminler yapmak çok mantıklı gelmiyor, 90’larda çekilen bilim kurgu filmlerine göre şu an muazzam bir kentleşmenin içinde uçan arabalarla falan seyahat ediyorduk. Hatta 1943 yılında IBM’in kurucusu Thomas Watson Nevzat Aydınvari bir tahmine imza atmış, bilgisayar endüstrisi için “Dünyada sadece 5 bilgisayarı kaldırabilecek bir pazar görüyorum” diyerek bana göre insanlık tarihinin en isabetsiz tahminlerinden birini yaparak adını altın harflerle tarihe yazdırdı. Hatta değil 80 yıl 20-30 yıl önce oturup 2020’yi düşünenler de bugün büyük oranda yanıldılar. Ama bu yanılmalar bizi durdurdu mu, hayır. Hala gelecek üzerine konuşuyoruz, yazıyoruz, fal baktırıyoruz, burcumuzu okuyoruz, yani gelecekten haber almak veya gelecek üzerine konuşmak insanoğlu için vazgeçilmez bir keyif. Teknolojinin de gelişmesiyle beraber yapabileceklerimizin de farkındayız bu yüzden olası bir gelecek kurgusu bizi inanılmaz heyecanlandırıyor. Yani bana sorarsanız aklımıza hayalimize sığmayacak bir gelişme görür müyüz bilmiyorum, en azından şu önümüzdeki 80 yıllık periyotta. Sanki şu dakikadan sonra olacak her şey bir öncekinin üstüne koyarak gerçekleşeceği için hani heyecanlandırır ama çok da şaşırtmaz gibi geliyor. Gerçi en başından itibaren yani kullandığımız şeylerin temeli oluştuktan sonra hep kümülatif biçimde ilerledi gelişmeler, işte makine devrimi sonrası insan gücünün yerini makineler aldı, hız ve verim arttı, iğne ipliklerin yerine dikiş makineleri geçti, kalemlerin yerine daktilo, at arabası yerine otomobiller… Bunu pek çok farklı şekilde örnekleyebiliriz tabi.

Teknoloji bize kolaylık, bağlantı, eğlence ve çok daha fazlasını sağladı ve sağlamaya da devam ediyor. Ama bu süreçte bizden aldıkları da su götürmez bir gerçek. Aşırı teknolojiye maruz kalmak hem Dünya’yı yani iklimler, doğa olayları gibi açılardan etkiliyor, hem de insan sağlığına zarar veriyor. İklim uzmanları tarafından yapılan en kötü tahmine göre 2100 yılında ortalama sıcaklık şu ankinin 7 derece üzerinde olacak. Böyle bir artışta tarihin en büyük felaketlerinden biri olacağı tahmin edilen Sera dönemine girmiş oluyoruz, yani Dünya’yı serin tutan eşik sıcaklık değerini atlayıp artık gardımızı felaket sıcaklar için düşürmüş oluyoruz. Birkaç sene önce Paris Anlaşması’nda 179 ülke karbon emisyonlarını azaltacaklarına ve sıcaklık artışını 1.5 santigrat derece seviyesinde tutacaklarına söz vermişlerdi ve bunun gibi bu meselenin artık çok daha fazla önemsenmesi ve göz önünde olması, iklim aktivistlerinin sayısının giderek artmasıyla beraber her ne kadar bazı şeylerin önünü almak için çok geç olsa da hala bir şeyleri değiştirebileceğimizin farkındayız. Yine de bilir kişilere göre her senaryoda insanlığın artık her sene uzun süreli ve can alma seviyesine gelecek sıcak hava dalgalarına alışmaları gerekiyor. Bunlar Dünyada yıllardır süre gelen fosil yakıt kullanımının bir sonucu, bugün atmosferde yaşanan olumsuz etkiler. Buna çözüm bulmak için 100 yıl beklemeye gerek yok, yenilenebilir kaynaklara yönelim her geçen gün artıyor. Hidroelektrik, rüzgar bunlar zaten ilkokul fen bilgisi derslerinden beri aşina olduğumuz çözümler fakat ilerleyen yıllarda füzyon ve güneş enerjisi gibi daha kuvvetli kaynaklara eğilim olacağını düşünüyoruz.

Her yapay zekâ dediğimde sanki her şeyi bunun üzerinden kurguluyoruz sadece bunu konuşuyormuşuz gibi hissediyorum ve bu kavramdan her bahsedişimizde direkt kafamda robotlara karşılık geliyor. Bunda izlediğimiz bilim kurgu filmlerinin ve sektöre dair eğlenceli gelişmelerin büyük katkısı var tabi. Ama yapay zekâ alanı birçok yana dallanabilen başlıca bir evren. Sağlıktan, eğitimden tutun da savaş endüstrisine kadar pek çok farklı alanı kapsayabiliyor. Yani kullandığımız nesnelerden ve günlük hayatta yaptığımız işlerden çok bulunduğumuz mekanların da değişebileceğinden bahsediyorum. Zaten sanal gerçekliğe bayılıyoruz, sürekli bahsediyoruz ve mekan değişikliği derken uzun vadede önümüze sereceği imkanlar bizi inanılmaz heyecanlandırıyor. Bu gelişmelerin hepsi bizim için endüstri 5.0’ın kapısını aralıyor aslında. Daha dün endüstri 4.0’dan bahsederken bugün 5.0’ın neye karşılık geldiğini konuşuyoruz. Bu hızı 80 sene sonrasıyla kıyaslarsak aklımızın almayacağı ve gözümüzün korkacağı bir tablo geliyor karşımıza. Endüstri devrimlerini şöyle bir ele alırsak hızlıca:

  • Su ve buhar gücünün keşfedildiği, insanoğlunun ilk makinelerin doğuşuna tanıklık ettiği dönemi Endüstri 1.0 olarak adlandırıyoruz.
  • Endüstri 2.0 elektriğin keşfiyle, Endüstri 3.0 dijitalliğin yaygınlaşmasıyla geliyor.
  • Endüstri 4.0 ve bizim kuşağın en yakından tanık olduğu dönem ise dünyanın çağ atladığı ve internetle beraber siber sistemlerin ön plana çıktığı dönem oluyor. Şimdi ise Endüstri 5.0’ı konuşuyoruz.

Yani insan gücünün değerini kaybettiği insansız teknolojilerin savaşı kazandığı son zamanlarda içinde bulunduğumuz parlak çağ. 4.0 dönemi dünyada yeni bir çağ açtı denirken aslında alışkanlıklarımızı kökünden değiştirecek 5.0 dönemi kapıda. İş gücüne ihtiyacın azalmasıyla beraber üretimden çok pazarlama sektöründe iş gücüne ihtiyaç artacak, bu alandaki ihtiyaç patlayarak artan işsizliğe çare olmayacak ve dünya büyük bir küresel krizle karşı karşıya kalacak. Üretim ve buna bağlı olarak tüketim alışkanlıklarımız tamamen değişecek çünkü makineler uyumaz, makineler yorulmaz, makinelerin hayatını devam ettirmek için para kazanmaya ihtiyacı yoktur bu nedenle de işverenler için maliyet düşerken üretim verimi çok büyük oranda artan bir tablo çizmeye başlayacak.

Geçenlerde okuduğum bir blog yazısı beni yapay zekânın kullanım alanları açısından daha farklı bir konuyu düşünmeye itti, yani yazı bunun üzerineydi doğrusu. Yüzyıllardır dünyayı dolaştık, göç ettik, toplumsal hayata geçip yerleşik düzen kurduk ve tüm bunlar olurken hep savaştık. Tabi keşke olmasa, hem devletler hem de insanlar açısından maddi, manevi, psikolojik olarak olumsuz etkisi olan ve insanların hayatlarını kaybettiği savaşların geleceğini de makineler belirleyecek demek pek de yanlış bir çıkarım olmaz. DARPA, yani Amerikan ordusu için yeni teknolojiler üretmekle sorumlu ABD Savunma Bakanlığı’na bağlı bir devlet kurumu, savaşın yakında bu güçlü yapay zekâ sistemleri ve insan operatörleri arasındaki arayüzlerle yapılacağını yani benzeri görülmemiş derecede insan-makine simbiyozu kullanarak gerçekleştirilebileceğini söylüyor, bu da insan ölümlerini şu ana kıyasla azaltabilir. Ama sonuçta savaşın hiçbir şekilde bahanesi yok ve getirdiği yıkımı önlemenin de bir yolu yok bence, hatta bu şekilde insanlar daha da acımasızlaşabilirler gibi düşünüyorum ben.

Otonom araçlar, işte dronelar, sürücüsüz Uberler, WHEEL gibi iç mekan taşıma araçları bunlar bizim favori konularımız, benimki tamamen tembellikten. Biz hep gelecekle alakalı bir şey söylerken uçan arabalardan bahsediyoruz, kaydın başında da zaten geçmişte bugün için yapılan tahminlerde en başta onu saymıştım. “Araba” şeklinde olmasa da hava taşımacılığında da büyük oranda otonomlaşma başladı diyebiliriz. Şu an ticaret uçaklarının bir kısmı yarı otonom sistemlerle idare ediliyor aynı zamanda otonom uçakların yaygınlaşması otomobillere göre daha az zaman alacak gibi görünüyor çünkü hava trafiği yerdekine göre daha az olduğundan kontrol edilebilirlikleri çok daha basit, çok daha güvenli.

Yine dünyamıza ve geleceğe dair şaşırtmayan bir bilgi ama bağlayabilmek için belirtmek zorundayım nüfusumuz hızla artıyor, 2030 için konuşurken bile dünya nüfusunun büyük oranda arttığından ve bu insanların %70’inin şehirlerde yaşamaya başlayacağından bahsetmiştik. Yakın zamanda da SpaceX uzaya insanlı roket göndermişti ve girişimcisi Elon Musk’ın da sürekli dile getirdiği gibi “Herhangi bir felaket halinde insanlığın varlığını korumak için birçok gezegende yaşam olanağının araştırılması gerekiyor.” Yakın zamanda uzayda yaşamak veya çalışmak bir ayrıcalık olarak görülecekken muhtemelen 2100 yılında kalmadan bu rutin bir düzen olacak. Uzaya erişimin maliyeti düştüğü anda pek çok sektör karşımıza geliyor: işte uzay otelleriyle beraber uzay turizmi gibi yani bu da Dünya’dan bağımsız tamamen Güneş sisteminin herhangi bir köşesinde bağımsız bir ekonomi kurulması olasılığı anlamına geliyor. Bunun yaygınlaşabilmesi için uzaya erişimin kolaylaşması ve maliyetlerin düşmesi gerek tabii. Dünya ve uzay arasında ulaşım seçeneklerinden biri olan yani şimdilik hayal olan asansörlerin temeli bir otomobilin güçlü mıknatıslar veya binlerce kilometre yukarıya uzaya tırmanmasına izin veren robotlar tarafından son derece güçlü bir şekilde bağlanmasına dayanıyor, tabii şimdilik bunlar sadece teoride. Fakat pratiğe geçtiği taktirde bu asansörler uzay yolculuğunu daha ucuz, daha kolay ve daha düzenli hale getirecek bu da bahsettiğimiz bağımsız güneş sistemi ekonomisinin kurulmasının önünü açacak. Bu yolla da belki de çooook uzun zamandır gökyüzüne bakıp kendimize sorduğumuz “Bu evrende yalnız mıyız?” sorusunu cevaplandırma şansımız da olur.

Aslında 2100 fikrinin çıkış noktası bizim 2100 yılında nasıl görüneceğiz yazımızdı. Ama ben konuyu aldım çok farklı yerlerden dallanıp budaklandırdım, epey de keyif aldım aslında ya iyi ki sapmışım. Sonuçta niyetim buydu bundan da bahsetmeden geçmemiş olayım. Demiştik ki aşırı teknolojiye maruz kalmak sağlığımızı da olumsuz yönde etkiliyor. Benim mesela özellikle bir ara sürekli başım ağrıyordu, kollarım uyuşuyordu baya korkmuştuk hatta ama sebebi tamamen boyun ağrılarımmış. Sürekli bilgisayar başındayız, bilgisayar başında değilsek telefona bakıyoruz ve hiçbirimiz annelerimizin sürekli telkin ettiği “Dik otur”a uymuyoruz. İşte geleceğe dair evhamlardan yola çıkan bir şirket 2100 yılında yaşayan Mindy’nin 3 boyutlu modelini yapmış ve Mindy’nin de benim gibi ve sizin gibi monitör ve akıllı telefon kullanımına bağlı olarak boyun kasları büyümüş, yani boyundaki kaslar başını desteklemek için epey çaba sarf etmek zorunda kalmış. Aynı zamanda cihazlardan alınan radyasyondan dolayı Mindy’nin kafatası kalınlaşmış ve beyni küçülmüş. Bu yazı nereye gidiyor. Ayrıca yine akıllı telefon için harcadığı uzun zaman nedeniyle dirseği 90 derece bükülmüş ve yaptığı kavrama hareketinden dolayı eli pençe şeklini almış. Mindy’nin son fiziksel değişimi ise teknolojik cihazlardan yayılan aşırı ışığı filtrelemek için ortaya çıkan ikinci bir göz kapağı olmuş. Bu radikal evrimsel gelişim gözlerin maruz kaldığı zararlı ışık miktarını önleyebilir. Belki de göz merceği yüksek dalga boylu ışıkları engelleyecek şekilde evrimsel olarak gelişebilir, şimdilik emin olduğum tek bir şey var ki bu gece bana uyku yok. Siz burada tabii görselleri görmüyorsunuz ama bu gece kabuslarımda Mindy var o kadar net söyleyebilirim.

Mindy modeli hızı kesilemeyen teknolojinin ilginç bir tarafını gözler önüne seriyor. Yani her gelişme bireylere ve işletmelere göz ardı edilemeyecek yararlar sağlıyor fakat gelecekte sağlığımızın uzun vadede zarar görmemesi için teknoloji kullanımımızı değerlendirmekte ve en azından kendi çapımızda bir takım önlemler almam”ızda fayda var. Bize her fırsatta dik otur diyen, her hastalandığımızda “İşte çok bilgisayara bakmaktan olmuştur.” diyen annelerimizin haklılık payı olduğunu da gözler önüne sermiş oluyor.

3Dörtgen’in katkılarıyla sizlere ulaşan, gelecekten haber vermeye çalışan bir podcastimizin daha sonuna geldik. Mindy’i merak edenler ve görmek isteyenler podcastin metnini paylaşırken eklediğim linklerden kendisiyle bizzat tanışabilirler. Ayrıca bizimle Facebook, Instagram ve Twitter’da gelecek_burada adreslerinden iletişime geçebilirsiniz. Bir dahaki bölümde görüşmek üzere.

Share:

administrator

Yıldız Teknik Üniversitesi Kontrol ve Otomasyon Mühendisliği 4. sınıf öğrencisi olan Kardelen, yeni filmler ve müzikler keşfetmenin yanında teknolojik yenilikleri takip etmekten büyük keyif alıyor ve kendisine ilginç gelen şeyleri Gelecek Burada için yazıyor çiziyor, hatta bizzat Gelecek Burada'nın podcast yayınlarını yürütüyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir