Gelecek Burada Podcast serisine aşağıdaki platformlardan ulaşabilirsiniz:

 

Gelecek Burada Podcat 4. Bölüm: Coronavirus ve Olası Sosyokültürel Çıktıları

 

Bu bölümün baz alındığı içeriğe buradan ulaşabilirsiniz:

Podcastin metni ve linkleri ise aşağıda:

Her şey Aralık ayında Çin’de sebebi açıklanamayan zatürre bulguları görülmesiyle başladı. Sonra Çin bu olayın üzerine gitti, araştırmalar yapıldı ve bunların aslında yeni bir tip coronavirüs olduğu saptandı. Coronavirüs dediğimizde bu son zamanlarda çıkmış, yeni bir şeymiş gibi geliyor insanlara fakat coronavirüsler MERS, SARS gibi ciddi hastalıklara neden olan bir virüs ailesi. Yani corona hayvanlar arasında oldukça yaygın bir virüs olmasına rağmen nadiren hayvanlardan insanlara bulaşıyordu. Hali hazırda henüz insanlara bulaşmamış fakat hayvanlar arasında yaygın ve tehlikeli pek çok coronavirüs var. Şu anda dünyayı sallayan coronavirüs covid-19 olarak adlandırılıyor, Aralık ayında Çin’de başladı fakat yayılma hızı oldukça yüksek şu an Avrupa’daki aktif vakalar Çin’i geçti, yani Çin salgın sürecini oldukça başarılı bir şekilde yöneterek salgını kontrol altına almayı başardı diyebiliriz. Şu an için herhangi bir tedavisi veya aşısı yok, uzmanlar aşının geliştirilmesinin 18 ayı bulabileceğini söylüyorlar. Çin’de, Almanya’da, İtalya’da dünyanın pek çok yerinde karantinalar başladı, ülkemizde de daha birkaç vaka görülmesine rağmen toplu etkinlikler iptal edildi ve okullar eğitim dönemlerine ara verdiler. Bugün coronavirüs’ün kendisini değil de, geleceğimizi nasıl etkileyeceğine bakacağız.

Bilgi, deneyim ve ilham paylaşım platformu Gelecek Burada’nın dördüncü podcastine hoş geldiniz. Gelecek Burada kurulduğu günden bu yana amacımız, yaşanan büyük küçük tüm gelişmelerin, kültürümüzü nasıl etkileyeceği konusunda sizleri de bizle beraber düşünmeye davet etmek, bunlarla ilgili fikirler sunabilmek ve geçmişte olan aynı zamanda gelecekte olabilecek “kelebek etkisi” yaratan olayları tespit etmek, onların farkında olmak. Yani evinizde otururken aklınıza gelen basit bir fikrin, küçük bir projenin geleceğe yapabileceği etkilerin farkında olmanızı ve bu motivasyonla okumanızı, düşünmenizi, üretmenizi istiyoruz esasen bizim en temel amacımız bu ve bu amaçla çıktığımız yolda yani 3 yıllık yayın hayatımızda ilk defa ciddi manada geleceği etkilemeye bu kadar aday bir olayla karşı karşıyayız. Coronavirüs salgını hayatımızdaki alışılagelen pek çok davranışımızı etkileyebilir veya kökünden değiştirebilir. El yıkama alışkanlığı da bunlardan biri, ama demek istediğim tam olarak o tarz bir şey değil daha temel daha toplumsal bir etkiden bahsediyorum. Salgın sürecinde alınan önlemler doğrultusunda yapay zekâ, sanal gerçeklik, 3B yazıcılar, blockchain ve elbette kripto paralar gibi kavramların fiziken hayatımıza entegrasyonu düşündüğümüz hızın baya bir üstünde olacak şekilde seyredecek gibi duruyor.

Birkaç gün önce, daha virüs ülkemize gelmemişken Hasan’dan “Sizi beyin fırtınasına davet ediyorum” diye bir mesaj geldi gruba. İtalya’da karantina yeni başlamıştı o ara ve biz şunun üzerine yoğunlaştık karantina sürecinde kullanımı artan teknolojiler, karantina sona erdikten sonra da aynı yaygınlıkta kullanılmaya devam eder mi, kültürümüze yerleşen ve varlığını bu zamandan sonra korumaya devam edecek alışkanlıklar neler olur? Daha önce bu tarz salgınlardan bize miras kalan ne var? Milliyetçilik/ırkçılık akımları bu süreçten nasıl etkilenir mesela? Ve bağlantılı olarak bu durumun mülteci krizine etkisi ne olur? Hasan, Selen, Filiz ve ben bunların üzerine uzun uzun düşündük ve geniş çapta bir içerik hazırladık. Yani vardığımız sonuçlara illa olacak olmayacak diyemeyiz, geleceğe yönelik bunu saptamak imkansız fakat sizin de bizimle beraber bu soru işaretlerinin üzerinde düşünmenizi istiyoruz. Bu içerik canlı bir içerik olacak yani yeni gelen haberlerle yaşanan gelişmelerle güncelleyeceğiz, bize ulaştırdığınız takdirde sizden gelen yorumları da eklemek isteriz doğrusu hepimizin bir payı olmuş olur böylece. Coronavirüsün makroya dönüşmeye meyilli mikro etkilerini şöyle bir ele alalım, ve bahsettiğimiz soru işaretlerini bir de sizinle beraber masaya yatıralım.

Şu günlerde paraya dokunmak istememek herkesin en doğal hakkı herhalde. Küçükken annelerimiz de derdi ya işte paraya dokunduktan sonra elini ağzına sürme, bir şeyler yeme falan. Paraların nakit olsun madeni olsun mikrop taşıdığını biliyoruz zaten. Bundan yola çıkarak ilk soru işaretimiz dijital veya kripto para döneminin başlayıp başlamayacağı. Ülkeler arasında nakitsizlik akımı hızla yayılmaya devam ediyor. Bu durum da dijital para birimleriyle alakalı çalışmaları hızlandırdı. Örneğin İsveç‘te herkes Swish, Danimarka’da da MobilePay adı verilen bir mobil ödeme yöntemi kullanıyor, onlar için nakit para tarihe karıştı diyebiliriz zaten dijital para konusunda en net adımı atan ülkelerden biri İsveç. Bir yerden sonra da mecburiyete dönüyor, çünkü tüccarlar nakit para kabul etmeyi bırakıyorlar, bankalar banknotlarla alakalı işlemlerini azaltıyorlar yani bunun şimdilik sadece belirli ülkelerde yaşanıyor olması uluslararası etkilerinin olacağı gerçeğini değiştirmiyor. İlla ki bir yerden sonra diğer ülkeler de bu tarz yenilikler yapmak zorunda kalacaklar, kilit nokta ticaret ve para akışı sonuçta. Nakit paraların mikrop taşıdığını biliyoruz zaten, sürekli benden sana senden ona ondan bir başkasına… İnsanların hijyen hassasiyetlerinin had safhada olduğu şu günlerde nakit para kullanma isteğinin azalmasıyla kredi kartı ve kripto para kullanımı elbette ki artacaktır. Sadece son birkaç yıldır ciddi manada konuşulan kripto paralar tahmin ettiğimizden çok daha erken dahil olabilir hayatımıza.

Bunun yanında online market ve eve teslimat konusu var. İtalya’dan falan paylaşılan videoları Twitter’da Instagram’da illa ki görmüşsünüzdür, sokağa çıkma yasağı var, ihtiyaçlarınızı temin etmek için markete gidebiliyorsunuz fakat sayı alıyorsunuz kapıda ve içeride belli sayıda insana izin veriyorlar grup grup giriyorsunuz yani. Sokağa çıkma yasağının başlamadığı yerlerde de insanlar haklı bir şekilde toplu ortamlara girmek istemiyorlar İstanbul’da daha vaka açıklandıktan sonraki gün bile metro metrobüslerdeki insan sayısı ciddi manada azalmıştı. Hatta karantina döneminde evden de çıkılmayacağına göre Getir, Yemeksepeti’nin Banabi uygulaması, Migros Sanal Market gibi uygulamalar salgın döneminde ana akım haline gelirse şaşıranımız olmaz herhalde. Yemeksepeti’nin kurucu ortağı Nevzat Aydın, bugündü sanırım tweet attı birkaç tane salgın sürecinde güvenli teslimatla ilgili. Güvenli teslimatı şöyle bir açarsak ödeme seçeneğinde online ödemenin tercih edilmesi ve notlar kısmında da “Temassız Teslimat”ın işaretlenmesi. Temassız teslimat da şu oluyor, siparişinizi elden almıyorsunuz kurye kapıya bırakıyor. En azından diğer insanlarla temasınızı bir tık daha sınırlamış oluyorsunuz. Peki kısa dönemlik bir karantina süreci elimizde uzun listelerle kocaman market arabalarını doldurma alışkanlığımızı değiştirmeye yeter mi, ilerleyen süreçte hepimiz göreceğiz.

Bunda da şöyle bir soru işareti olabilir. İşte dün yemek yiyeceğim dışarıdan, kendi kendime soruyorum bu kadar panikte insanlar her şeye dikkat ediyorlar incik cıncık aklınıza ne gelirse en ufak ayrıntıları düşünüyorlar. Ha affetmedim yedim bu arada, o panik havasına nedense tam olarak girebilmiş değilim bir şeye güvendiğim için veya bir bilgim olduğu için değil de daha önce böyle bir şey yaşamadık ve ülkemize baya geç geldi diğer ülkelere göre ve çok az vaka var tüm bunların birleşiminden dolayı bir rahatlık var üzerimde. Dedim ya hani böyle panik değilim, rahatım çok korkulacak bir şey yokmuş gibi geliyor diye işte yurttan çıkarken falan benimle beraber çıkış yapan valizlerini çeken insanları toplu taşımada, sokakta falan görünce yani bu kadar bir arada görünce ufak bir tüylerim ürpermedi değil. Neyse işte kafamdaki soru işaretleri yiyeceğim yer temiz mi ne kadar güvenebilirim. Mesela getirecek kuryeye ne kadar güvenebilirim temizlik konusunda falan. Bu noktada çözüm olarak otonom teslimat girişimlerini sunabiliriz. Otonom konuda en çok gelişme yaşanan alan teslimat, bunlarla alakalı pek çok habere sitemizden ulaşabilirsiniz linklerini metne eklerim bunların da. Mesela Kaliforniya’da kurulan Nuro diye bir girişim var, bir otonom dağıtım ağı. Online siparişleri otonom araçlarla dağıtıma çıkararak teslimatlarını yapıyor. Aynı zamanda Avrupa’nın moda devi Zalando‘nun, Amazon’un da otonom teslimat konusunda ciddi girişimleri var. Aslında buna ihtiyaç kalacak mı bilemiyorum, çünkü insanların karantinada olması üretimi de düşürecek elbette. Başta gıda olmak üzere pek çok ürüne erişim sağlamamız epey zorlaşabilir. Bulunduğumuz çağda da tam bir tüketim toplumu olduğumuzu düşünürsek bunu nasıl aşacağız, nasıl altından kalkacağız büyük merak konusu bizler için. Üretimin düşmesi elbette ki üreticilerin asla istemeyeceği bir şey fakat bu durumda onların da elinden gelen bir şey olduğu söylenemez. Bu noktada çoktandır konuştuğumuz otomasyon sistemleri ve robot işçi konusu bana göz kırpıyor benden bahset benden bahset diye. Robotlaşmanın gündeme gelmesi açısından olumlu oldu diyebiliriz, çünkü bir robot hasta olmaz, yorulmaz hatta uyumaz bile yani 7/24 üretim yapıp kar üstüne kar koyabilirsiniz. Normalde belki daha uzun sürece yayılırdı buna geçmek, fakat bugünlerde oldukça ihtiyacımız olduğunu düşünürsek fabrikaların bu mecburi dönüşümü geleceğin hızlandırılması demek olabilir gibi.

Üretimin durmasının/yavaşlamasının olumlu bir yanı ise hava kirliliğinin dolayısıyla küresel iklim değişikliğinin buna paralel olarak azalacak olması. Çin’in Wuhan kentine ve İtalya’da karantina öncesi ve sonrası hava kirliliğini gösteren haritalar bu durumu iyice gözler önüne seriyor. Aynı zamanda taşıt kullanımının azalmasının da buna olumlu etki yaptığını düşünüyorum kimse bir yere kımıldayamıyor ki yani. Hani öğrenciler falan da ailelerinin yanlarına döndüler. Sosyal medyada insanlar bu konuda ikiye ayrılmış durumdalar, bir kısım öğrencilerin evlerine dönmesini tehlikeli buluyor işte olan virüsü annelerine babalarına ninelerine dedelerine taşıyorlar herkes yerinde kalmalıydı diye. Öte yandan zaten çoğu yurt öğrencilerden çıkmalarını istiyor. E hal böyle olunca ne yapacaklar bu insanlar sokaklarda mı yatacaklar? Koskoca 3 hafta arkadaşında falan kalacak olsan bile 3 hafta ev ev üstünde olmaz derler ya, şahsen ben rahat edemem o kadar uzun süre. Aile evinin konforu ve güven duygusu altında olmak istemek insanların en doğal hakkı. Ha tüm bunlara rağmen benim İstanbul’dan hiç dönesim yoktu, çünkü arkadaşlarım ağırlıkla orada ve onlarla vakit geçirmeyi evde kös kös oturmaya yeğlerim her koşulda, fakat mevcut durumda kendimizi ve çevremizdekileri düşünüyorsak yapabileceğimiz başka bir şey de yok. Oturup sıkılınca da ne yapıyoruz dizi izliyoruz, film izliyoruz ama böyle bir iletişim ihtiyacı içinde oluyoruz haliyle. Yeni insanlarla tanışmak bunu aşmak için harika bir çözüm ama evden çıkmadan bunu ne kadar efektif yapabilirsiniz ki? İşte çevrim içi arkadaşlık kültürü de coronavirüs salgınından olumlu yönde etkilenecek başka bir akım. Evde canı sıkılan insanların Tinder veya benzeri uygulamalardan insanlarla tanışarak arkadaşlık ederek zaman geçireceğini, Skype gibi uygulamalardan ilk randevularına çıkacaklarını düşünmek pek de garip olmaz herhalde. Bu karantina, genelde ciddi işlerimiz olduğunda veya uzakta özlem duyduğumuz bir aile bireyini, arkadaşımızı görmek için kullandığımız görüntülü konuşma teknolojisiyle bizi biraz daha yakın ilişki içine sokabilir gibi görünüyor.

3 hafta eğitime ara verildi dedik, peki bu süreci telafi etmek için ne yapılıyor? Bu süreçte bazı üniversiteler derslerini online platformlara taşıdı. Milli Eğitim Bakanlığı da 1 haftalık tatilin ardından, 1 hafta da uzaktan eğitimin devam edeceğini açıkladı. Sadece Türkiye’de de değil Wuhan’da öğretmenler DingTalk isimli bir uygulama üzerinden ödev vermeye başladı. O uygulama da öğrencilerin çok düşük puan vermeleri nedeniyle kaldırılma riskiyle karşı karşı kaldı, kaldırılmaması için yetkililerin Apple’dan özel ricada bulunması gerekti. Yani eğitim amacıyla, bilgilendirme amacıyla veya eğlence amacıyla çoklu katılım sağlanarak yapılan online etkinliklerin sayısı giderek artıyor. Daha önce sanal gerçeklikle konser ortamı yaratmak için geniş bir kütüphane oluşturulmaya başlandığıyla alakalı bir içerik girmiştik. Sonra hayvanlara edilen eziyete karşı koymak için Roncalli Sirki’nde 3B hologramlar kullanılıyordu gerçek hayvanların yerine. Eğlence ve eğitim sektörünün yanı sıra konferanslar da kalabalık ortamların başında geliyor. Twitch veya YouTube’un bunun için yeterli gibi düşünülüyor aslında, yani aynı anda çok insana hitap edebilmek için, fakat katılımcı sayısı açısından bakılınca işlevsiz kalıyorlar. Run the World ve Hopin isimli iki yeni girişim bu sorunu çözmek için oluşturuldu. Run the World hakkında çok bir bilgi edinemedim açıkçası araştırdığım kadarıyla. Hopin de Chatroulette tarzı bi sistem kullanıyor ve sizi rastgele katılımcılarla eşleştiriyor. Aynı zamanda şu anlık altyapılarıyla 100.000 kişiye aynı anda aynı ağda katılım sağlatabileceklerini vaad ediyorlar, dahası hedefleri 1.000.000 kişi. Şu anda da konferanslar, konserler, tiyatrolar,spor etkinlikleri gibi toplu etkinliklerin hepsi teker teker iptal oluyor. Gelecekte bu VR sınıflar, VR salonların hayatımızda fazlasıyla olacağını anlıyoruz son dönemde yaşananları düşününce.

Satın aldığımız şeylerin miktarı görünüşü içeriği hepsi bize ne sunuluyorsa o oluyor, kendimiz üretemeyeceğimiz için mevcut hallerinden birini tercih etmek durumunda kalıyoruz. Eğer evlerimizde birer 3B yazıcı olsaydı, markaların tekdüze üretimlerine muhtaç olmazdık, evimizde oturduğumuz yerden ihtiyacımıza göre ve kişiselleştirilmiş ürünler basabilirdik, aklınıza ne gelirse yani. Şu anlık sadece yenilebilir ürünler basamıyoruz fakat gelecekte teknoloji bunun da üstesinden gelecektir, sonuçta nakil için iç organ bile basabilir haldeyiz şu anda. Şey vardı Köfte Yağmuru diye bir animasyon filmi, işte oradaki çocuk bir makine tasarlıyordu mesela hamburger istiyorsun içinde neler istediğini yazıyorsun makineye ve butona basıyorsun. Yukarıdan döktüğün su aşağıdan tam da istediğin hamburger olarak çıkıyor. Gereken ilerlemeyi kaydettiğimiz zaman yukarıdan su dökmemize falan gerek kalmadan yenilebilir ne varsa basabiliyor olacağız. Bugün makerların, mimarların, okulların, sanatçıların falan sahip olduğu 3B yazıcıları evde kullanım için de edinebilirsiniz. Özellikle üretimin durma ihtimalinden bahsettiğimiz şu dönemde evinizde bir 3B yazıcıya sahip olmak hayati önem taşıyabilir, benim de bir tane olsa çok iyi olurdu gerçekten.

Son olarak Maymunlar Cehennemi filmi gerçek oldu. Tayland’da turistler tarafından beslenen maymunlar sokakların salgın nedeniyle boş kalmasını fırsat bilerek sokakları bildiğiniz istila ettiler, caddede yürüyen yüzlerce maymun çok sevimli bir görüntü oluşturmuş içinde bulunduğumuz stresli dönemde böyle sevimli karelerle yüzümüzün gülmesine ihtiyacımız var gerçekten. İnsanlar olarak var oluşumuzdan bu yana içinde bulunduğumuz her ekosistemi kendimize göre düzenledik, diğer canlı türlerini avantajlarımızı kullanarak manipüle ettik ve adapte olmak yerine mekanları ve durumları kendimize adapte ettik. Bizim yaşadığımız olumsuzluklar senelerdir yaşam alanlarını sabote ettiğimiz ve bizimle yaşamaya alıştırdığımız diğer canlıları nasıl etkileyecek gerçekten merak ediyorum. İnsansız bir dünya nasıl olurdu, biz olmadan işler nasıl ilerlerdi acaba.

Coronavirüs’ün geleceğimize etkileri konusunda aklımıza gelen soru işaretlerinin tamamını gelecekburada.net’te (burada) okuyabilirsiniz.

3Dörtgenin katkılarıyla sizlere ulaşan, gelecekten haber vermeye çalışan bir podcastimizin daha sonuna geldik. Bizimle Facebook, Instagram ve Twitter’da gelecek_burada adreslerinden iletişime geçebilirsiniz. Kendinize dikkat edin, panik olmayın ve çevrenizdekileri de panik etmeyin çünkü olası bir durumda en çok ihtiyacınız olan şey moral ve motivasyon olacak. Ellerinizi en az 20 saniye olmak üzere sabunlu suyla yıkamanızı hatırlatsam ukalalık yapmış olmam herhalde her yer buram buram kolonya ve dezenfektan kokarken unutmak pek mümkün değil ama tekrarlamaktan da zarar gelmez. Podcastin metnini paylaştığımızda bahsi geçen haberlerin linkini de ekleyeceğim oraya tabii ki sokağa inen maymunların görselini de atlamadan ekleyeceğim. Bir dahaki bölümde görüşmek üzere.

Share:

administrator

Yıldız Teknik Üniversitesi Kontrol ve Otomasyon Mühendisliği 4. sınıf öğrencisi olan Kardelen, yeni filmler ve müzikler keşfetmenin yanında teknolojik yenilikleri takip etmekten büyük keyif alıyor ve kendisine ilginç gelen şeyleri Gelecek Burada için yazıyor çiziyor, hatta bizzat Gelecek Burada'nın podcast yayınlarını yürütüyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir