Netflix, Apple, Blutv, Amazon gibi online platformların yaygınlaşması pandemi döneminin de eklenmesiyle beraber sinema salonu endüstrisini epey olumsuz etkiliyor. Senelerdir alışılagelen düzene göre herhangi bir filmin çekimi tamamlandıktan sonra filmin kopyaları dağıtım şirketleri tarafından sinema salonlarına ulaştırılır ve belirlenen vizyon tarihinde seyirciyle buluşturulurdu. En büyük rakibi televizyonlar veya DVD kiralama şirketleri olan bu sektöre son dönemde internet televizyonculuğu büyük darbe vuruyor.


Geçen hafta ortaya atılan iddialara göre Amazon ABD’nin en büyük sinema pazarlama zinciri olan AMC‘yi satın almak istiyor. Şirket Avengers: Endgame, The Lion King, Frozen 2 gibi sükseli işler yapmasına rağmen 2019 yılında oldukça değer kaybetti ve bu değer kaybı yaşanırken daha pandemi dönemi söz konusu bile değildi. Bazı analistler AMC’nin iflas başvurusunda bulunabileceğini öngörürken son dedikodularla beraber şirketin hisselerinde keskin bir artış oldu. AMC ise tüm bu iddiaları yalanlayan bir yazı yayınladı.

Amazon ve AMC gibi kendi alanında devleşen şirketlerin geleneksel sinemayı karşısına alarak böyle bir birleşme içinde olma ihtimali oldukça büyük etki yaratıyor. Yine de bize göre bir teknoloji şirketi ve sinema pazarlama zincirinin birleşmesi pek de şaşırtıcı bir haber değil. Sadece görmeye alışkın olduğumuz hallerinden farklı bir duruma girmeleri insanlara garip geliyor. Bunu daha basit ve kabullenilebilir bir şekilde örneklersek, mesela Apple mağazalarından birinde iPad ekranlarının yanında stadyum koltukları olduğunu düşünün veya içinde Whole Foods’un yiyecek standı ve Amazon’un teslimat noktası (pick-up noktası) olan bir Amazon sineması. İnternet televizyonculuğunun yaygınlaşmasını ve platformların çıkardığı orijinal içeriklerin artış göstermesini göz önüne aldığımızda bunlar birer hayal olmaktan çıkıyor.

İzleyicilerin düşüncelerinin yanı sıra bir film yapımcısı ve bağımsız film finansmanı olan ve pazar yeri Slated’in kurucu ortağı Stephan Paternot sinema salonlarının büyük bir teknoloji şirketinin yayın platformunu tamamlamasının gayet doğal bir durum olarak karşılanması gerektiğini belirtiyor.

“Ayrıca herkes kesintisiz internet yayıncılığının geleceğin bir parçası olduğunu düşünüyor. Ama nihayetinde evlerimizden çıkmak zorundayız.”

Paternot’un açıklamasından yola çıkarak diyebiliriz ki, eğer internet televizyonculuğu platformları bir sinema pazarlama zincirine sahip olsaydı her şey düzeldiğinde ve sinema salonları açıldığında bile tüketiciye istediği filmi, istediği yerde, istediği zaman tüketebilme özgürlüğünü verebilmelerinin karşılığında aynı şekilde para kazanmaya devam ederlerdi. Geleneksel sinemanın yeri ve önemi aşikar fakat gelenekselcilerin bu daha da yaygınlaşacak “yeni normal”i de bir noktada kabullenmesi gerekecek gibi görünüyor.

Hem dünya çapındaki sinema organizasyonlarında hem de ülkemizde internet platformlarının hızlı yükselişi olumsuz tepkilere neden olmuştu.

2018 yılında dünyanın en büyük sinema olaylarından biri olan Cannes Film Festivali’ne getirilen “filmin Fransız sinemalarında gösterime girmiş olması” gerekliliği ile Netflix’in yarışmaya katılan iki filmi (Okja ve Meyerowitz Hikâyeleri) engellenmişti. Fransız Sinema Salonları Birliği’ne göre sinema ortak bir payda ve paylaşılması gereken sosyal bir olayken internet televizyonculuğunu savunanlar ise insanların istediği içeriği zaman ve mekan fark etmeksizin izleyebilme özgürlüğüne sahip olması gerektiği yönünde.

Berlin Film Festivali’nde de Netflix protesto edilmişti.

Aynı şekilde ünlü yönetmen Steven Spielberg de Netflix’e ait filmlerin Oscar’a aday gösterilmemesi konusunu gündeme getirmiş fakat bu fikri reddedilmişti. Oscar’ın ön koşullarına göre bir filmin aday olabilmesi için en az 7 gün Los Angeles sinemalarında gösterime girmiş olması gerek. Ayrıca filmler bu 7 günlük gösterim süresinde Netflix gibi platformlarda oynamaya devam edebiliyor. Akademi başkanı John Bailey yaptığı açıklamada sinemanın ayrılmaz bir parçası olarak gördükleri sinema salonlarını desteklediklerini belirtirken, bu gibi platformlara ait filmlerin yarışa dahil edilmesinin Oscar için geniş çaplı bir film seçkisi imkanı sunduğunu da ekledi.

Ülkemizde de geçtiğimiz süreçte Mars Group ve film yapımcıları arasında yaşanan bir çekişmeye şahit olmuştuk. Yapımcılar sinema biletlerinden hak ettikleri payı alamadıklarını ve bilet + patlamış mısır gibi kampanyaların aldıkları payı daha da düşürdüğünü ortaya sürerek tartışmaların fitilini ateşlemişlerdi. Bunun üzerine Yılmaz Erdoğan’ın Sazan Sarmalı filminin Netflix’te gönderime girmesi tuz biber olmuştu.

İnternet televizyonculuğunun yaygınlaşmasının yanı sıra sinemada VR konusunda girişimler artıyor. Bu işin ilk girişimcilerinden Samsung birkaç sene önce New York’ta bir sanal gerçeklik stüdyosu açmış ve aynı sene Sundance Film Festivali ile 1 yıllık anlaşma imzalamıştı. Şu anda da dünyanın birkaç yerinde VR deneyim yaşayabileceğiniz sinema salonları mevcut. Ülkemizde de ilk VR film 2016 senesinde Tuna Tetik tarafından çekildi ve Neo Renaissance isimli kısa film Cannes Film Festivali’nde izleyiciyle buluştu.

Sağladığı özgürlükler nedeniyle internet televizyonculuğu platformları ilerleyen süreçte öne çıkmaya devam etseler de yıllardır süregelen sinema alışkanlığımızı nereye kadar sınırlayabilecekler tartışılır. Belirli bir kültürel payda sağlayan ve sosyalleşmeye katkıda bulunan sinema salonları kültürünün yerini internet platformlarına bırakması demek sağlanan özgürlüğün yanı sıra kitlesizlik ve bireysellik dezavantajlarını da yanında getiriyor. İlerleyen dönemde Amazon ve AMC dedikoduları gibi teknoloji şirketlerinin pazarlama zincirleriyle iş birliği yapmasıyla sinema salonlarına ilginin iyice azalacağı düşünülüyor.

Yine de iyi bir ses sisteminiz veya dev ekranlarınız olmadığı sürece sinema salonlarının sağladığı imkanları tek başına elde edebilmek zor. Bu nedenle “Netflix gibi platformlar sinema salonlarını bitirecek” gibi bir ifadede bulunmak oldukça iddialı ve içi boş bir yaklaşım olur. İnternet çağımızın belki de en önemli icadı ve dozunda olduğu sürece imkanlarından yararlanmak elbette bir şeyleri değiştirse de her sektörün bir noktada yeni dünya düzenine ayak uydurması gerekiyor.

Kaynak: OneZero

Share:

administrator

Yıldız Teknik Üniversitesi Kontrol ve Otomasyon Mühendisliği 4. sınıf öğrencisi olan Kardelen, yeni filmler ve müzikler keşfetmenin yanında teknolojik yenilikleri takip etmekten büyük keyif alıyor ve kendisine ilginç gelen şeyleri Gelecek Burada için yazıyor çiziyor, hatta bizzat Gelecek Burada'nın podcast yayınlarını yürütüyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir