Dünyaca ünlü işletmelere, kamu kuruluşlarına, sivil toplum kuruluşlarına ve kâr amacı gütmeyen kuruluşlara  yönetim danışmanlığı yapan McKinsey & Company, yapay zekânın farklı sektörler üzerindeki etkisini ölçtüğü “The State of AI in 2020″ raporunu yayımladı. Pazarlama-satış, finans, tedarik zinciri, insan kaynakları ve hizmet sektöründen 2,395 çalışan McKinsey’in araştırmasına katıldı. Çalışanların yarısı çalıştıkları şirketlerin en az bir departmanında yapay zekânın aktif olarak kullanıldığını belirtti.

Raporun yapay zekâyı erken dönemde benimseyen ve iş ortamına dahil eden firmaların rakiplerine göre daha yüksek [tooltip tip=”kâr marjı, satıştan elde edilen karın satış fiyatının yüzde kaçına denk geldiğini ifade eder”]kâr marjlarına[/tooltip] ulaşması raporun en dikkat çeken çıkarımlarından biri olarak değerlendirilebilir.

Geçen Yıla Göre İşlerine Yapay Zekâyı Adapte Eden İşletmelerin Kâr Artışlarının Sektörel Bazda Karşılaştırması

Yapay Zekâ Kârları Artırıyor

Raporda paylaşılan verileri incelediğimizde pazarlama ve satış ekiplerinin %79’unun yapay zekâyı benimsenmesine bağlı olarak bu yıl geçtiğimiz yıla göre yaklaşık %10 gelir artışı elde ettiğini görebiliyoruz. Tedarik zinciri yönetiminden sorumlu ekiplerde ise bu rakam %72 seviyesinde bulunuyor.

Yapay zekâ tabanlı stratejiler üreten işletmeler ve dijital, temassız müşteri deneyimlerine öncelik veren şirketler pandemi ile birlikte kâr oranlarını büyük oranda artırmış. Genel olarak yüksek teknoloji ve telekom sektörlerinde çalışan ekipler, yapay zekâyı daha aktif ve efektif olarak kullanırken otomotiv ve montaj sektörlerinde ise daha eski teknolojiler tercih ediliyor.

McKinsey, departman bazında geçen yıla göre bu yıl yapay zekâ kaynaklı gelir artışlarını inceledi. Fiyatlandırma, hizmet, destek ve tahmin doğruluğu gibi müşteri ilişkilerini en çok etkileyen faktörlerin en yüksek geliri sağladığını buldu. Örneğin makine öğrenmesi kullanarak fiyatlandırmayı en yüksek verimli hale getiren (pricing optimization) firmalar, yapay zekâdan kaynaklı gelir artışında başı çekiyor.

Envanter ve ürün optimizasyonunu, fiyatlandırmayı, promosyon ve müşteri hizmetlerinin analizini, satış ve satış sonrası takip süreçlerinin denetlenmesini, [tooltip tip=”Eldeki veriler ışığında gelecek ile ilgili tahminlerde bulunan modeller”]forecasting’i[/tooltip] yapay zekâ tabanlı algoritmalar ile kontrol eden şirketlerin gelir kazançlarını yükselttiği yine raporda ulaştığımız bir diğer çıkarım.

McKinsey bu süreçlerde algoritma kullanan şirketleri bir önceki yıla ve algortima kullanmayan şirketler ile karşılaştırdığında gelir oranlarında %20’lik bir fark gözlemledi. Müşteri tabanlarının bu kadar geniş ve rekabetin hiç olmadığı kadar keskin olduğu günümüzde %20 gibi farkın ne kadar büyük bir oran olduğunun altını çizmemiz gerekiyor. Bu farkın aynı şekilde devam etmesi halinde işletmelerinde ve verdiği hizmetlerde yapay zekâ kullanmayan şirketlerin pazardan yavaş yavaş silineceğini öngörebiliriz.

Pandemi Dönemi Yapay Zekâ

McKinsey raporun son bölümünde pandemi döneminde ankete katılan firmaların nasıl performans sergilediğini ve yapay zekânın bu dönemde satışları nasıl etkilediğini araştırdı. Rapora göre yüksek performans gösteren işletmeler salgın sırasında yapay zekâ yatırımlarını emsallerinden daha fazla artırdı. Otomotiv ve montaj; sağlık ve ilaç sektörlerinde faaliyet gösteren firmaların ise pandeminin başlaması ile birlikte yapay zekâya olan Ar&Ge yatırımlarını artırdıkları görüldü. Bu teknoloji devriminde geri kalmak istemeyen ve rakiplerinin kullandıkları teknoloji seviyesine kısa sürede ulaşmayı planlayan şirketler, pandemi dönemini fırsat bilerek bu alandaki yatırımlarına hız verdi.

Bu konuda radikal değişiklilere gitmekten çekinmeyen ve oldukça agresif bir fiyat politikası izleyen teknoloji devlerinden Amazon, pandemi öncesi halihazırda depolarında otonom sistemlere geçiş yapmak için adımlar atmıştı. Covid-19 pandemisi ile birlikte insanların evlerinde geçirdiği süre artış göstermeye devam ediyor. Kargolama, depolama ve tedarik gibi süreçlerde tam ve yarı otonom araçlar kullanan Amazon, yapay zekâyı faaliyet gösterdiği her alanda kararlılıkla uyguluyor. Bu sayede de rakiplerinin artık rekabet edemeyeceği üretim ve tedarik hızlarına ulaşıyor.

Uzun Vadede Ar&Ge’nin Önemi

Kârın maksimize edilmesi ve üretime etkisi asgari olan etkenlerin masrafının azaltılması sayesinde ankete katılan firmalar geçen yıla göre daha etkili faaliyet gösteriyor ve gerçek üretim potansiyellerine daha çok yaklaşıyor. Gelecekte yapay zekânın sadece birkaç departmanla sınırlı kalmayacak bir şekilde tüm üretim süreçlerine entegre edilmesi ile birlikte şirketlerin kârlılık oranları artmaya devam edebilir. Kendi alanında lider olan şirketleri yakından takip ettiğimizde [tooltip tip=”Şirketlerin Araştırma ve Geliştirme Faaliyetleri”]Ar&Ge[/tooltip] faaliyetlerine ayırdıkları bütçelerin sektördeki diğer rakiplerinden daha fazla olduğunu görüyoruz. Bu bütçe dağıtım tercihi kısa vadede büyümeyi olumsuz etkilese de uzun vadede bakıldığında tekel olmaya kadar gidebilecek bir market pazar payı egemenliğine yol açabilir.

Zengin daha da zenginleşirken yoksul daha da yoksullaşıyor

“The rich get richer and the poor get poorer” gelir eşitsizliğinin artarak devam edeceğini ve zengin ile fakir arasındaki gelir farkının kapanmayacağını dile getiren bu özdeyiş, McKinsey raporunu inceledikten sonra yapay zekâ kullanan daha zengin oluyor kullanmayan ise daha da fakir oluyor gibi revize edilebilir.

Rapordan elde ettiğimiz veriler ışığında gerekli teknoloji yatırımlarını yapmayan ve bu yatırımlar sonucunda ortaya çıkan algoritma ve yapay zekâları aktif bir şekilde üretim ve satış departmanlarına entegre etmeyen işletmelerin gelecekte giderek pazar paylarını, üretim güç ve kapasitelerini kaybedeceklerini söyleyebiliriz. Makroekonomik temellerde teknolojinin büyümeye katkısını açık bir şekilde görebiliriz ancak bu prensibin mikro ölçekte kalan şirket ve pazarlar içinde geçerli olmaya başladığını unutmamak gerekiyor.

Kaynak: McKinsey

Share:

administrator

1997 İstanbul doğumlu olan Kemal Berk, İTÜ Ekonomi bölümünde eğitimini sürdürüyor. Estetik açlığını Avrupa Sineması ve Müziği ile doyurmaya çalışmasının yanı sıra felsefe, nöroloji, dinler tarihi ve iktisat konularında okumalar yapmayı seviyor. Öğrenmeye ve gelişmeye yönelik durdurulamaz bir arzuya sahip olması, onu üretken ve verimli olmak için teşvik ediyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir