Eskiden açık cerrahi gerektiren doku alma işlemi, günümüz gelişmiş teknolojileri sayesinde farklı tip iğneler kullanılarak yapılabiliyor. Biyopsi ismi de verilen bu işlem, ilgili organdaki şüpheli kitlenin yerinin tespit edilmesi ve iğne ile bu bozukluklara (lezyon) girilerek alınan küçük parçaların patoloji laboratuvarında incelenmesini kapsıyordu.

Günümüzde ultrason görüntüleri ve önceden elde edilen 3B bilgisayarlı tomografi görüntülerinin hızlı ve otomatik birleştirilmesi ile doktorlar artık insan vücudunun derinliklerini görebiliyorlar. Bu sayede yaklaşık 15-30 dakika süren iğne biyopsisi veya ablasyon (ameliyatla çıkarma) işlemleri zahmetsiz ve güvenli bir biçimde gerçekleştirilebiliyor.

Doktorlar hastanın biyopsisi alınacak dokusunu anında 3B görüntüleyerek iğneyle en güvenli bölgeden dokuya girebiliyor, lezyonun konumunu ve özelliklerini birebir tespit edebiliyor ve iğneyi sinir gibi nazik dokuları zedelemeden lezyona ulaştırabiliyorlar.

“eSieFusion imaging”  olarak adlandırılan bu yeni teknoloji 2,5 cm çapındaki lezyonları dahi saptayıp 3B olarak sunuyor. Bu teknoloji ile istenilen dokunun haritasını çıkarıp, dokunun anatomik yapılarını ve patolojik lezyonlarını 3 boyutlu olarak göz önüne seren, Siemens’in geliştirdiği bir yazılım sayesinde ultrason görüntüleri ile normal görüntüleri hızlı ve tutarlı bir şekilde birleştiriliyor. Bu işlem sonucunda oluşan harita, aynı zamanda, tedavi öncesinde doktorun iğne ile girerken dikkat etmesi gereken noktaları da gösteriyor. Karaciğer lezyonları için geliştirilmiş olmasına rağmen farklı durumlarda da kullanılabiliyor. Mesela, omuz veya ayak gibi bölgelerde görülen kemik ya da tendonların mikro çatlaklarında hasarlı bölge alınabiliyor ve tam olarak ağrıya sebep olan noktaya ağrı kesici enjekte edilebiliyor.

Siemens araştırmacılarından AnkurKapoor, bugüne kadar 3 cm’nin altındaki nodüler lezyonların teşhisi sınırlı biyopsi koşulları nedeniyle net bir şekilde gerçekleştirilemezken, bu yeni uygulama ile tümör gelişiminin saptanmasında ve metastaz (kanser hücrelerinin farklı dokulara yayılması) ve ölüm tablolarının önüne geçilmesinde önemli bir atılım olduğunu düşünüyor.

FDA (Amerika Gıda ve İlaç Dairesi) tarafından kabul görmüş ve hastanelerde aktif olarak kullanılan sistem kanserin erken teşhis ve tedavisini oldukça ucuz ve risksiz bir şekilde gerçekleştirirken doktorların iş yükünü de asgari seviyeye düşürüyor. Asıl soru şu: Türkiye’deki hastanelerde bu teknolojiyi, gelecekte ne zaman göreceğiz? Yeni inşaatlar yapmak yerine, elde olanı geliştirmek için ‘farkında olmak’ yeterli olacak. Şu an için farkında olmadığımız bir dönemdeyiz. O yüzden şimdilik kendimizi kanser edici lezyonlardan uzak tutmaya devam edelim.

Kaynak: Siemens

Share:

administrator

96'da İstanbul'da doğdu, Marmara Üniversitesi Basım Teknolojileri bölümünde yüksek lisanına devam ederken İş Geliştirme alanında çalışıyor. Sonunda soru işareti olan her şeye ilgi duyarken geleceğin nerede olduğunu araştırıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.