Plug-in Hibrit (PHEV) araçlar, gelecekte sürücülerin sıfır emisyonla yolculuk etmesine yardımcı olabilecek bir geçiş aracı olarak tanıtılıyor. Ancak Greenpeace’in yaptığı son açıklamaya göre elektrikli Hibrit arabalar, otomobil endüstrisinin koyun postuna bürünmüş kurdu olma yolunda ilerliyor. PHEV’ler otomobil piyasasına çevre dostu elektrikli araçlar olarak tanıtılmış, normal benzinli ve dizel araçlara göre daha düşük emisyon seviyelerine ulaşacağı söylenmişti ancak son yıllarda PHEV araçlardan alınan verilere dayalı raporlar bu araçların aslında pek çevre dostu olmadığını gözler önüne seriyor.

Çevre dostu elektrikli araçlar

Yeni araba satışlarının %3’ünü oluşturan PHEV araçlar, tamamen elektrikli olan araçlara göre daha küçük bataryaya sahip olduğundan sadece 50-80 kilometrelik bir mesafeyi elektrikli olarak kat edebiliyor. Batarya tükendikten sonra araç, deposundaki yakıtı kullanmaya mecbur kalıyor. 80 kilometreden fazla bir mesafede kullanılması durumunda ise tamamı elektrikli olan bir araca göre daha yüksek emisyon seviyelerine çıkmış oluyor. Buna rağmen araba satıcıları, harici şarj imkânı olmayan araçlar ve geleneksel hibrit otomobillere göre daha düşük karbon salınımı yaptığı için PHEV’lerin giderek daha popüler bir hale geldiğini belirtiyor. Çünkü çevre dostu, tamamen elektrikli araçlar mevcut teknoloji ile ortalama 40-60 kilometrelik yolculuklara imkân tanıyor ve bu birçok otomobil kullanıcısı için yeterli değil. Araba üreticileri hem çevre dostu hem de daha uzun menzil kapasitesine sahip olan araçlar üretmeyi hedefliyor; resmi rakamlara göre PHEV’ler bunu başarmış görünüyor.

Testlerdeki rakamlar gerçeği yansıtmıyor

Yeni bir araştırmaya göre, PHEV araçların karbondioksit emisyonları, resmi testlerin önerdiğinden iki buçuk kat daha yüksek. Araçların laboratuvarlarda yapılan resmi sürüş testlerinde kilometre başına 44g karbondioksit salınımı yaptığı saptanmıştı ancak Greenpace açıklamasında bu rakamların trafikteki araçların karbon emisyon seviyesini yansıtmadığını ve PHEV’lerin gerçekte 120g’a varan karbondioksit salınımı yaptığını duyurdu. Yapılan açıklamada Greenpeace, araba üreticilerinin yeni yasalara ve düzenlemelere uyabilmek için araç testlerinde ve yayınlanan raporlarda sahtecilik yaptığını iddia ediyor.

PHEV araçların test sonuçlarının istenilen seviyede çıkabilmesi için test sürüşlerinde belirli hız ve koşullarda kullanıldığını öne sürerken, motor endüstrisi de laboratuvar testlerinin her zaman gerçek dünya kullanımını yansıtmadığını kabul ediyor. 2015’te araba endüstrisine bomba gibi düşen bir skandalı hatırlarsınız. Alman araba üreticisi Volkswagen’ın yıllarca test sürüşlerinde hile yaptığı ve çıkan karbondioksit emisyon raporlarını çarpıttığı ortaya çıkmıştı. ABD’de 500 bin ve Avrupa’da 800 bine varan aracın bu hileli rakamlarla piyasaya satıldığı duyuruldu ve Volkswagen bu dönemde sattığı tüm araçları iade almak zorunda kaldı. Greenpeace’in iddiaları da akıllara 2015’teki skandalı getiriyor ve PHEV araçların test sürüşlerinde karbon emilim rakamları ile oynanmış olabileceğini düşündürüyor.

Emisyon skandalı sonrasında geri çağrılan otomobillerin yer aldığı Kaliforniya araç mezarlıkları

Araç üreticilerinin hibrit ve benzeri çözümlerle mevcut dizel ve benzinli motorları değiştirmeye başlamasında birçok Avrupa ülkesinin 2030 yılından sonra şehirlerinde dizel ve benzinli araçlara izin vermeyecek olmasının payı büyük gözüküyor. 2020 Avrupa Birliği Strateji raporunda altı çizilen konuların başında gelen çevre kirliliği sorununu Avrupa Birliği ülkeleri ile İngiltere oldukça ciddiye alıyor ve bu sorunu çözebilmek için radikal kararlar almaktan çekinmiyor.

“Kirlilik genellikle sessiz bir katildir ve Amsterdam’daki en büyük sağlık tehlikelerinden biridir.” -Sharon Dijksma, Amsterdam Şehir Trafiğinden Sorumlu Meclis Üyesi

Örneğin benzinli ve dizel otomobil ile motosikletlerin 2030’dan itibaren Amsterdam, Paris ve Londra’da kullanılması yasaklanacak. Hollanda’da şehir meclisi, hava kirliliğini Amsterdamlıların yaşam beklentisini bir yıl kısaltmakla suçluyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da geçtiğimiz yıl yaptığı açıklamada küresel ısınma ve çevre kirliliği konularında çok hassas olduklarını, 2040 yılından itibaren Fransa’da benzinli ve dizel araçların satışının yasaklanacağını açıklamıştı. Geleceğin Çevre Politikaları yazımızda karbon nötr ve karbon negatif olmanın önemine değinmiş ve şirketlerin 10-20 yıllık planlarında bunu nasıl başarmayı planladığından bahsetmiştik. Devletler de büyük şirketler gibi gelecek planlarına karbon nötr olmayı hedeflerini ekliyor.

Bu konuda aynı hedeflere sahip olan özel sektör ve devletler ortak çalışmalar yaparak otomobil sektörünün karbon ayak izini azaltmaya yönelik projeler üretmeli ve bu projeler kağıt üzerinde kalmadan gerçek hayatta karşılığı olacak şekilde düzenlenmelidir. Ülkelerin radikal kararlar almaya devam ederek 2040 yılına kadar tüm Avrupa ülkelerinde benzinli ve dizel araçların satışını yasaklaması ve kullanımda olan araçları trafikten men etmesi ciddi bir adım olacaktır.

Kaynak: BBC

Yazar: Kemal Berk Önver

Editör: Öykü Selen Uysal

Share:

administrator

1997 İstanbul doğumlu olan Kemal Berk, İTÜ Ekonomi bölümünde eğitimini sürdürüyor. Estetik açlığını Avrupa Sineması ve Müziği ile doyurmaya çalışmasının yanı sıra felsefe, nöroloji, dinler tarihi ve iktisat konularında okumalar yapmayı seviyor. Öğrenmeye ve gelişmeye yönelik durdurulamaz bir arzuya sahip olması, onu üretken ve verimli olmak için teşvik ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.