SürdürülebilirGelecek serimizde bahsettiğimiz yenilebilir enerji kaynaklarından biri olan Güneş Enerjisi, hızla büyüyen bir pazar olmaya devam ediyor. Güneş panellerini değiştirme oranının beklenenden daha hızlı olması ve çok yüksek geri dönüşüm maliyetleri göz önüne alındığında, kullanılan tüm panellerin (geri dönüşümü eşit derecede zor rüzgar türbinleriyle birlikte) doğrudan çöp sahasına gitmesi gibi gerçek bir tehlike var.

Ekonomik teşvikler müşterileri mevcut panellerini daha yeni, ucuz ve verimli modeller ile takas etmeye teşvik etmek için yönlendiriyor. Geri dönüşüm gibi döngüsel çözümlerin ne yazık ki yetersiz kaldığı bir sektörde, atılan panellerin hacmi çok yakında varoluşsal olarak zarar verici oranlarda risk oluşturabilir.

Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı (IRENA), 2030’ların başında büyük miktarlarda yıllık atık beklendiğini ve 2050 yılına kadar toplam 78 milyon tona ulaşabileceğini ifade ediyor. Bu miktar uzmanlar tarafından da şaşırtıcı olarak yorumlanıyor. Ancak öngörülen zamana kadar çözümler geliştirilebilir. Bu durumda değerli malzemelerin yeniden dönüştürülmesi için bir tehditten ziyade milyar dolarlık bir fırsattan bahsedebiliriz. Tehdit, IRENA’nın tahminlerinin müşterilerin güneş panellerini 30 yıllık yaşam döngülerinin tamamı boyunca yerinde tutmalarına dayandırılması gerçeğinde gizleniyor. Potansiyel erken değiştirme olasılığı ise hesaba katılmıyor.

Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan araştırmada, tüketicilerin panelleri değiştirip değiştirmeme kararlarını etkileyen teşvikler çeşitli senaryolar altında modelleniyor. Değiştirme kararlarını belirlemede özellikle üç değişkenin önemli olduğunu tahmin ediliyor: kurulum fiyatı, [tooltip tip=”şebekeye satılan güneş enerjisinin kâr oranı”]yatırım getirisi oranı[/tooltip] ve modül verimliliği. Rasyonel tüketicilerin ticaretin maliyeti yeterince düşük, verimlilik ve yatırım getirisi oranı yeterince yüksek olma durumunda, mevcut panellerinin 30 yıllık kullanım ömrüne sahip olup olmadığına bakmaksızın geçiş yapacakları varsayılıyor.

Bu konuyu zihnimizde canlandırmak için bir örnekle açıklayalım:

Amerika’da yaşayan Alice isimli bir vatandaşın 2011 yılında, muhteşem güneş almasıyla bilinen Kaliforniya’daki evine güneş panelleri kurduğunu varsayalım. Teorik olarak baktığımızda bu panellerin 30 yıl, yani 2041’e kadar işlevselliğini koruması mümkün. Güneş panellerinin toplam maliyeti 40.800 dolar ve bu maliyetin %30’unu Solar Yatırım Vergi Kredisi sayesinde vergiden düşebiliyor. 2011 yılı boyunca Alice, güneş panelleri aracılığıyla 12.000 kilovat enerji veya yaklaşık 2.100 dolar değerinde elektrik üretmeyi başarabilir. Takip eden her yıl, modülün bozulması nedeniyle panelinin verimliliği yaklaşık %1 oranında azalacak. Güneş panelleriyle 15 yılı geride bırakan Alice’in, 2026 yılında güneş panellerinin yeniliklerine göz atmaya başladığını düşünelim. Yeni nesil panellerin daha ucuz ve verimli olduğunu görmüş olacak ki bu durumda aldığı seneyi kıyasladığında satın alma ve kurma ile ilgili maliyetlerin %70 oranında düştüğünü görmüş olacak. Ayrıca yeni nesil paneller yıllık 2.800$ ile 700$ arasında gelir getirecek. Güneş panellerinin 30 yıllık ömrünü tamamlamasını beklerken geçecek 15 yıl yerine şimdi değiştirmesi, güneş enerjisi teçhizatının (net bugünkü değeri) NPV’sini 2011 dolarında 3.000 dolardan fazla artıracaktır. Alice bu bilgilerin ışığında, güneş panellerini büyük olasılıkla erken değiştirmeyi tercih edecektir.

Yukarıda bahsettiğimiz çalışmada öngörüldüğü gibi erken değiştirmeler gerçekleşirse, sadece dört yıl içinde IRENA’nın tahmin yürüttüğünden 50 kat daha fazla atık üretebilir. Bu rakam, yaklaşık 315.000 metrik ton atık anlamına geliyor. Araştırma yalnızca konutlarla sınırlı olduğundan, mevcut istatistikler potansiyel krizin hakkını tam olarak vermeyebilir. Büyük resme eklenen ticari ve endüstriyel güneş panelleriyle birlikte değiştirme ölçeği çok daha büyük oranlarda olabilir.

Solar çöpün yüksek maliyeti

Endüstrinin mevcut döngüsel kapasitesi, gelmesi muhtemel atık tufanı için ne yazık ki hazırlıksız diyebiliriz. Güneş enerjisinin üretim patlaması, geri dönüşüm altyapısını doğrudan etkiliyor. ABD’de geri dönüşüm girişimi ile bilinen tek güneş paneli üreticisi olan First Solar, mevcut kapasiteyle bir paneli geri dönüştürmenin tahmini olarak 20-30 dolara mal olduğunu ifade ediyor. Aynı paneli bir çöp sahasına göndermek ise sadece 1-2 dolara mal oluyor ki bu maliyet, birçok şirket için güneş panellerini geri dönüştürmenin caydırıcı etkenini gözler önüne seriyor.

Bununla birlikte geri dönüşümün doğrudan maliyeti, yaşam sonu yükünün yalnızca bir parçasını oluşturuyor. Konut bağlamında genellikle çatılara monte edilen güneş panelleri hassas ve hacimli ekipman parçalarından oluşuyor. Bu sebeple taşıma sırasında hasar görmemeleri için özel işçilik gerekiyor. Ek olarak bazı hükûmetler, içerdikleri az miktarda [tooltip tip=”kadmiyum, kurşun vb.”]ağır metaller[/tooltip] nedeniyle güneş panellerini tehlikeli atık olarak sınıflandırabiliyor. Bu sınıflandırma, bir dizi pahalı [tooltip tip=”tehlikeli atıklar yalnızca belirlenen zamanlarda ve belirli güzergahlar yoluyla taşınabilir vb.”]kısıtlamayı[/tooltip] da beraberinde getiriyor ve tüm bu öngörülemeyen maliyetlerin toplamı endüstrinin rekabet gücünü ezebilecek potansiyeli taşıyor.

Peki faturayı kim öder?

Dönüştürme maliyetlerini kimin üstleneceğine karar vermek yöneticilere düşecek gibi görünüyor. Önümüzdeki birkaç yıl içinde ilk yenileme dalgasından kaynaklanan atıklar biriktikçe, ülkeler güneş paneli geri dönüşüm yasası geliştirmek durumunda kalacaklar. Uzmanlara göre ABD’deki düzenlemeler, AB üye ülkeleri genelinde elektronik atıkların geri dönüşümü ve bertarafı için yasal bir çerçeve olan Avrupa Birliği’nin WEEE Yönergesi modelini izleyecek.

Güneş paneli üreticileri için sübvansiyonları azaltan ve yeni güneş enerjisi projeleri için zorunlu rekabetçi ihaleyi artıran Çin’in ise yeni kuralları sorunu daha da zorlaştırıyor. Uzmanlara göre merkezi hükûmetin desteğinin azalmasıyla bazı Çin merkezli üreticilerin piyasadan çekilmesi olası. Mevzuatı daha sonra değil şimdi zorlamanın nedenlerinden biri, yaklaşmakta olan ilk atık dalgasının geri dönüştürülmesi sorumluluğunun ilgili ekipmanın üreticileri tarafından adil bir şekilde paylaşılmasını sağlamak diyebiliriz. Mevzuat çok geç gelirse, şirketler bir zamanlar Çinli üreticilerin geride bıraktığı pahalı karmaşayla uğraşmak zorunda kalabilir.

Ancak her şeyden önce kurulum, nakliye ve güneş atıkları için yeterli depolama tesislerini de kapsayan kapsamlı bir kullanım ömrü sonu altyapısının parçası olarak gerekli güneş paneli geri dönüşüm kapasitesi oluşturulmalı. Yapılan araştırmalarda erken değiştirme tahminlerinin en iyimseri bile doğruysa, şirketlerin bunu tek başına gerçekleştirmesi için yeterli zaman olmayabilir. Hükûmet sübvansiyonları, baş gösteren atık sorununun büyüklüğüyle orantılı kapasiteyi hızla geliştirmenin en geçerli yolu olabilir. Kurumsal lobiciler, israfın güneş enerjisi gibi yeni enerji teknolojilerinin yaygın olarak benimsenmesi için gerekli olan hızlı inovasyonun olumsuz bir dışsallığı olduğu fikrine odaklanarak, hükûmet müdahalesi için ikna edici bir dava açabilirler. Bu nedenle, güneş enerjisi için ömrünü tamamlamış altyapı oluşturmanın maliyeti, yeşil enerjiyi desteklemekle birlikte giden Ar-Ge paketinin kaçınılmaz bir parçasını oluşturuyor.

Sadece güneş enerjisi değil

Aynı atık sorunu diğer yenilenebilir enerji teknolojileri için de baş gösteriyor. Örneğin işleme kapasitesinde büyük bir artış dışında uzmanlar, önümüzdeki 20 yıl içinde 720.000 tondan fazla devasa rüzgar türbini kanadının ABD çöp sahalarına girmesini bekliyor. Tahminlere göre, şu anda elektrikli araç pillerinin yalnızca yüzde beşi geri dönüştürülüyor.

Bunların hiçbiri yenilenebilir enerjilerin geleceği veya gerekliliği hakkında ciddi şüpheler yaratmamalıdır. Şu anda yaptığımız ölçüde fosil yakıtlara güvenmeye devam etmek, gelecek nesillere ölmek üzere olmasa da hasarlı bir gezegen bırakacaktır. Tüketicilerin, panellerinin yaşam döngüsünü kısaltmak zorunda hissetmeyeceği noktaya kadar istikrar kazanması muhtemelen kırk yıl kadar sürecek gibi görünüyor. Tüm sektörler arasında sürdürülebilir teknoloji, yarattığı atık konusunda en az ileri görüşlü olmayı kaldırabilir. Ancak döngüsel ekonomiye girmek için bir strateji kesinlikle gerekli ve ne kadar erken olursa o kadar iyi diyebiliriz.

Kaynak: Harvard Business Review

Share:

administrator

1996 yılında İstanbul’da doğdu. Marmara Üniversitesi Basım Teknolojileri bölümünde gördüğü lisans eğitiminden sonra odağını gıdaya çeviren Elif, Mutfak Sanatları Akademisi Profesyonel Aşçılık mezunu ve Anadolu Üniversitesi Tarım Teknolojileri öğrencisi. Merakının izinde farkındalığını besleyecek her türlü konuya olan ilgisiyle anlamlı bir gelecek inşasına katkıda bulunmaya çalışıyor. 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir