Bu yazı 4 bölümlük bir serinin ilk parçasıdır. Önümüzdeki Pazar günü yeni bölümle görüşmek üzere.

Patrick Berlinquette 2018 yılında yayınladığı yazı serisinde Google tarafından kişisel verilerimizin nasıl izlendiğini anlatıyor.

“George Orwell bile Big Brother’ı evimize kendi isteğimizle getireceğimizi hayal edemezdi.”

Kıyamet teorisyenleri Amazon’un kişisel asistanı Alexa veya Google Home hakkında kötümser varsayımlarda bulunurken bu cümleyi kullanıyor. Fakat atladıkları bir şey var ki, kolaylığa karşı gizliliğimizi takas etme arzumuz sanal asistanların ortaya çıkmasıyla başlamadı. Her şey 2000’li yılların başında Google ürünlerine erişmek ve daha işimize yarar reklamlar görmek karşılığında Google’ın verilerimize sahip olmasına izin vermemizle başladı.

Günümüzde Google üzerinden saniyede 40.000 arama yapılıyor. Bu günde 3.5 milyar, yılda 1.2 trilyon arama sorgusu anlamına geliyor. Yapılan sorgular çeşitli yollarla pazarlamacılara o kadar çok kişisel veri sağlıyor ki herhangi bir kamera veya mikrofondan elde edilecek bilgi bile bunun altında kalıyor.

Reklamverenler için altın değerinde: Anahtar Kelimeler

Google’da bir arama yaptığınızda, sorgunuzun ilk adresi sonuçları almak ve size ulaştırmak için yaklaşık 1.000 bilgisayarın beraber çalıştığı bir veri merkezi oluyor. Veri merkezlerinde saniyenin beşte birinden daha kısa sürede gerçekleşen bu sürecin perde arkasında ise  verilerinizin olduğu bir “açık arttırma” meydana geliyor. Her internet aramasında anahtar kelimeler var ve siz Google’da bir arama yaptığınızda girdiğiniz anahtar kelimeler için reklamverenler adeta bir savaş veriyor. Sonuçta anahtar kelimelerinizle alakalı ürün sunan her reklamveren reklamının öne çıkmasını ve tüketici tarafından tıklanmasını istiyor. Saniyenin beşte birinden daha kısa süren bu savaşın sonucunda reklamlar özelleştirilmiş sonuçlar ekranınıza yüklenmeden önce konumlandırılmalarını tamamlıyorlar. Bu reklamlardan birini tıkladığınızda kişisel bilgileriniz asla silinmeyecek bir AdWords hesabında sonsuza kadar saklanmaları için arama motoru pazarlamacılarına iletiliyor.

Bu konumlandırmalarda genellikle ilk 4 sonuç ücretli reklamlardır. Eğer bunu bilmiyorsanız yalnız değilsiniz, çünkü 18-34 yaş arasındaki kullanıcıların %50’sinden fazlası bir reklam ile organik bir sonuç arasındaki ayrımı yapamıyor. 35 yaş üstü içinse bu yüzde orantılı olarak artış gösteriyor.

Aralık 2018 itibariyle her reklam tıklamanızda Google’ın hakkınızda ulaştığı verilerin listesi ise şu şekilde:,
  • Yaşınız
  • Geliriniz
  • Cinsiyetiniz
  • Ebeveynlerinizin hayatta olup olmadığı
  • Uzun vadeli ve kısa vadeli tarama geçmişiniz
  • Elektronik cihazlarınız (telefon, tablet, televizyon vb.)
  • Konumunuz
  • Çocuğunuzun yaşı (varsa)
  • Lise başarılarınız
  • Sahip olduğunuz derece
  • Konuştuğunuz dil
  • Hayatınızda ciddi etki yapan olaylar
  • Ev sahipliği durumunuz
  • Mobil operatörünüz
  • Google aramasına girdiğiniz kelimeler
  • Ziyaret ettiğiniz web sitelerinin içeriği ve konuları
  • Satın aldığınız ürünler
  • Satın almaktan son anda vazgeçtiğiniz ürünler
  • Kablosuz ağ türünüz
  • Hücre kulesine yakınlığınız
  • Uygulama yükleme geçmişiniz
  • Belirli uygulamalarda geçirdiğiniz süre
  • İşletim sisteminiz
  • E-postanızın içeriği
  • Belirli web sitelerinde geçirdiğiniz süre
  • Konum değişikliği (Taşınma vb.)
  • Konum değişikliği (Yürüme veya toplu taşıma)
Ayrıca kullandığınız süre dahilinde Google size bir “vatandaş profili” oluşturuyor. Bu profilde ise şu bilgiler bulunuyor:
  • Sesli arama geçmişiniz
  • Yaptığınız her Google araması
  • Gördüğünüz veya tıkladığınız her reklam
  • Geçen yıl bulunduğunuz tüm yerler
  • Kaydettiğiniz her görüntü
  • Gönderdiğiniz her e-posta

2019 yılında daha da yaygınlaşacak arama motoru reklamcılığının Kutsal Kase’si: Çok Cihazlı Yükleme

Bu gelişme gerçekleştiğinde reklamlar yalnızca kanallarda (sosyal, organik ve e-posta ağlarında) değil, cihazlarda da (mobilden tablete, dizüstü bilgisayardan televizyona) arama yapan kullanıcıları sorunsuz bir şekilde izleme imkanına sahip olacak.

Örneğin televizyonunuz belirli reklamlar sırasında hiper frekanslar yayar. Bu sinyalleri alışagelmiş duyma yeteneğinizle algılamanız mümkün değil fakat bu sinyaller cep telefonunuz ile algılanabilir. Eğer televizyonunuzda bir Nike reklamı oynuyorsa, telefonunuzu elinize aldığınız zaman Google’da Nike reklamıyla karşılaşırsınız. Yani dönüşüm yolunuz televizyondan telefonunuza bağlanmış olur. Bu ayrıca marka sadakatini canlı tutmaya yarayan bir yoldur.

Sürveyans hayatımızın neredeyse her yerinde olmasına rağmen bu konuya pek hakim değiliz

Eğer her gün işe trenle gidip gelen biriyseniz karşınıza sürekli seyahat eden insanların ihtiyaç duyacağı ürünler (kulaklık, dizüstü bilgisayar çantası gibi) çıkar. Peki pazarlamacılar sizin sürekli seyahat ettiğinizi nereden biliyorlar? Cevap oldukça basit, pazarlamacıların çoktandır sahip olduğu, bu bilgiyi onlara cep telefonunuzun baz istasyonundan geçen frekanslar veriyor. Eğer pingler birbirine yakın gerçekleşirse bir pazarlamacı tren gibi seyrek kesintilerle büyük bir hızda hareket eden bir nesnenin içinde durduğunuz sonucuna kolaylıkla varabilir.

Bir ürün satın almadan önce genellikle Google üzerinden aratarak özelliklerine ve daha önce satın alanların yorumlarına göz atıyoruz. Telefonunuzda bir ürün arattıktan daha sonra fiziksel alışveriş için mağazaya gittiğinizde Google reklam tıklamanızı ve mağaza içi satın alımınızı bağlamak için telefonunuzun GPS verilerinden yararlanacaktır.

Reklam tıklamaları ve konum bilgilerinizden yararlanarak internet üzerinden satın alım gerçekleştirmemiş olsanız bile yaptığınız alışveriş kayıtlara işleniyor.

Ayrıca konumunuza erişmenin yanı sıra Google, Mastercard’ın kredi kartı verilerini satın aldığından beri pazarlamacılara mağaza içi yani çevrim dışı satın alma işlemleriniz hakkında daha fazla ayrıntı sağlayabiliyor. Google, “üçüncü taraf ortaklıkları” ile ABD kredi ve banka kartı satışlarının yaklaşık yüzde 70’ine erişebildiğini kabul etti.

Neden bu kadar geç farkına vardık?

Olanların farkına geç vardık diyemeyiz. 10 yıl öncesine dönelim. 2008 yılı Aralık ayında Berkman Klein Center’da Harvard İnternet ve Toplum Merkezi üyesi Hal Roberts, Google Ads‘den bir “gri gözetim biçimi” olarak bahsetti. Roberts, Google’ı pazarlamacılarla birlikte verilerinizi istifleyen ve sömüren bir “kolektif zeka sistemi” olarak nitelendirdi.

Ancak bunun yapıldığı diğer durumların aksine Google size bu sahip olduğu bilgilerle zarar veremez veya hapse atamazdı. Roberts’a göre bu, istismarın bireysel düzeyde tespit edilmesini zorlaştırıyor ve 10 yıl sonra Google Ads’deki istismarın tespit edilmesi daha da zorlaşacak.

Apple’dan reklamverenlere “gizlilik” özelliği darbesi

Şimdi 2020 yılında dönelim. Berlinquette’in yukarıdaki blog yazısında belirttiği gibi reklam şirketleri her saniye verilerimizi gizlilik kurallarından aykırı bir şekilde elde edip, satmaya devam ediyor. Apple yeni iOS14 güncellemesiyle gelecek olan gizlilik özelliği “kişiselleştirilmiş reklamcılık” çağını sona erdirmeyi vaat ediyor.

Deneyimsiz kullanıcılar için bugün bilinen birçok uygulama reklam tanımlayıcıları (IDFA) kullanıyor. Bu tarz uygulamalar, geliştiricilerin ve pazarlamacıların reklam amaçlı etkinliklerini kolaylıkla takip edebilmemizi sağlıyor. Bilinen uygulamalar tarafından desteklenen faaliyetlerle kullanıcıların satın alma faaliyetleri, kullanım süreleri gibi verileri kişiselleştirilmiş reklamcılık için kullanılıyor.

IDFA (Identity for Advertisers- Reklamverenler için Kimlik)

iOS14 2020 sonbaharında piyasaya sürüldüğünde kullanıcılara reklam tanımlayıcıları için “Uygulamanın izlemesine izin ver” veya “Uygulamanın izlemesini engelle” şeklinde iletişim kutuları sunacak. Bu iyi niyetli gelişme sayesinde bilinçli kullanıcıların doğru tercihlerle verilerini kişiselleştirilmiş reklamcılık faaliyetleri için paylaşmalarının engellenmesi amaçlanıyor.

Teknolojik cihaz kullanımından olabildiğince uzak durduğunuzu veya bir şekilde kendinizi koruduğunuzu iddia edebilirsiniz. Ne kadar uzak ve güvende olduğunuzu düşünseniz de eğer toplumdan izole bir hayat yaşamıyorsanız çağın getirisiyle mobil cihazları ve bağlantıları hayatınızın merkezine almış oluyorsunuz. Ne yazık ki artık sırlarımızı paylaştığımız ne en yakın arkadaşımız ne de psikologumuz değil. Google veya bir başkası, kaydolurken kabul ettiğimiz şartlarla bir nevi bilgilerimizin anahtarını ellerimizle teslim ettiğimiz uygulamalar hayatımızdaki her detaya hakim ve bizim hakkımızda tahmin ettiğimizden daha fazla bilgiye sahip. Bu aşamada bizi en çok düşündüren sorular ise bu bilgiler ne zaman, nerede ve ne şekilde karşımıza çıkacak?

Kaynak: 2018 tarihli Medium yazısı

Share:

administrator

Yıldız Teknik Üniversitesi Kontrol ve Otomasyon Mühendisliği 4. sınıf öğrencisi olan Kardelen, yeni filmler ve müzikler keşfetmenin yanında teknolojik yenilikleri takip etmekten büyük keyif alıyor ve kendisine ilginç gelen şeyleri Gelecek Burada için yazıyor çiziyor, hatta bizzat Gelecek Burada'nın podcast yayınlarını yürütüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.