Gerçekleşen her yenilik hayatımıza yıkıcı bir etkiyle giriş yapıyor. Hayatımıza girdiği anda eski alışkanlıkları yıkıyor ve yerine kendi kurallarını koyuyor. Çok değil, yalnızca 10 yıl önce çocuklar mahallede arkadaşlarıyla oyunlar oynarken; günümüzde her çocuğun elinde birer tablet veya telefon bulunuyor. Eğitim, sağlık, ulaşım, ekonomi, finans, hukuk ve daha birçok sektörde meydana gelen bu ‘yıkıcı yenilik’ tüm bu pazarlarda kendine yeni bir tanım bulmaya çalışıyor.

Günümüzün ve geleceğin belki de en önemli kavramı olan dijital kültür sayesinde bilgi her yerde. Dijital ortamı yalnızca şu anda değil, geleceğe kültür olarak adapte edebilmek kendimiz ve bizden sonraki nesil için belki de yapabileceğimiz en önemli eylem. Günümüz çocukları tam da dijital ortamda, dijital kültürün ortasında olduğu için çok şanslı. Tek tıkla her türlü bilgiye ulaşabilme imkanına sahip olan çocuklar, bilgi edinme merakı, kültürün direkt içerisine doğma ve gelişmiş araştırma imkanları sayesinde teknoloji konusunda ebeveynlerini asiste edebilecek düzeydeler.

Bilgi, deneyim ve ilham paylaşım platformu olarak düzenlediğimiz Gelecek Burada Konuşmaları’nın altıncısına konuk olan Ercüment Büyükşener; mikrofonu elinde tuttuğu 2 saat boyunca yaydığı enerji sayesinde katılımcı ile çok iyi bir uyum yakaladı. Öyle ki sadece soru-cevap seansı 1 saat kadar sürdü.

Şu an dünyada neler oluyor, neleri konuşuyoruz başlığıyla konuşmasına başlayan Dijital İletişim Danışmanı Ercüment Büyükşener, çok değer verdiği iki kavramla devam etti: İlham ve cesaret. Olmazsa olmaz bu iki kavram geleceğimizi yönlendirmede en büyük yardımcımız olacak.

Günümüzde neler oluyor?

  • Tesla (Elon Musk): Otomotiv
  • Bitcoin, Ethereum: Finans, Enerji
  • 3B Yazıcı, Bulut Veri: Sağlık
  • Endüstri 4.0: Üretim
  • Nesnelerin İnterneti (Akıllı nesneler-IoT): Hizmet

Her sektörde kullanılan tüm bu teknolojiler dijital kültürün bir parçasını oluşturuyor. Bilişim, iletişim ve yönetişimle birlikte hayatımızda yer edinen bu teknolojiler; geleneksel, yenilikçi ve yıkıcı özellikleriyle dijital kültür olarak anılıyor. İhtiyaç duyduğumuz konularda, kendi geleneklerimizden uzaklaşmadan, günümüz koşullarıyla yenileyerek ürettiğimiz ve yaşattığımız bu kültür eski, yetersiz imkanları yıkıyor ve yerine bambaşka imkanlar üretiyor. Peki bu imkanlar nasıl oluşturuluyor? Tabii ki veri ile. İhtiyacımız olan içeriklerle ilgili veriler toplanıyor ve bir ağ kurulması sağlanıyor. Ve sonuç; tamamen farklı, günümüz ve gelecek ihtiyaçlarına yönelik, fakat geleneklerimizden uzaklaşmamış bir gelecek!

Ercüment Büyükşener tüm bu anlattıklarıyla ilgili şu örneği veriyor; Önceden sahip olduğumuz yalnızca bir gece lambasıydı. Etrafını aydınlatan, insanlara karanlıkta görebilme imkanı sunan bir araç.

“Oysaki oğlumun şu an kullandığı gece lambası hem karanlığı aydınlatmaya yarıyor, hem Spotify’a bağlanıyor hem de kamerası ile onu izlememizi sağlıyor.”

Bu örnekte de görülebileceği üzere dijital kültüre ayak uydurabilmemiz için tek bir alanda iyi olmamız yetmiyor; üretim, dağıtım ve yönetim bir arada olmak zorunda kalıyor. Multidisipliner adı verilen bu çalışma yönteminde aslında en önemli etken iletişim. Ekip arkadaşlarımızla kurduğumuz sağlıklı iletişim ve hatta departmanlar arası kurulan iletişimler fazlasıyla önemli hale geliyor. Tüm bunlar değişirken, yıkılırken yerine yenilerini inşa etmeye başlamışken biz kendimizi nerede görüyoruz? Küçük fabrikalar (3B yazıcılar) kurulurken ve eski, büyük  fabrikalarda robotlar çalışmaya başlanmışken, önümüzdeki on yıl sonrasında mesleğimizde nelere dikkat etmemiz gerekiyor dersiniz?

Burada belki de en önemli zaman dilimi ‘adaptasyon ve seleksiyon’ anları. Tüm bu teknolojik gelişmelere ayak uydurabilen, dijital kültüre adapte olabilmiş, gelecekte gerçekleşebilecek yıkıcı yenilikleri hayatına şimdiden geçirebilen insanlara karşı; hala eski bilgilere göre düşünen, geçtiğimiz 50 yıllık eğitimle yetişmiş, yeniliklere açık olmayan ve alışkanlıklarını terk etmek istemeyen insanlar… Zaman ve kültür bu konuda fazlasıyla gaddar olacak ve insanların seçilmesini sağlayacak. Doğada yazılı olarak olmasa da kendini kabullendirmiş “Ortama ayak uyduramayan (Adapte olamayan) seçilime (Seleksiyona) uğrar.” kuralı burada da geçerli olacak.

Hayatımızdaki birçok görevi robotlara yüklemeye başlamışken bize biraz da gelecekteki işsiz kalma ihtimallerini aktarıyor Büyükşener. Kurulan küçük fabrikalar ve çalıştırılmaya başlanan robotlarla şu anda bile mavi yakalılar işsiz kalma tehlikesiyle karşı karşıyalar. Elon Musk’ın bu ihtimal karşısındaki önerisi ise, robotlardan vergi alarak işsiz kalan insanlara gelir elde etme yönünde. Ercüment Büyükşener ise, mesleklerde uzmanlıktan çok, sürece dahil olabilme yeteneğinizi geliştirin önerisinde bulunuyor. Sürece en hızlı adapte olan kazanır. Şimdi her şey dijitalmiş ve biz de dijital kültürün içindeymişiz gibi davranırsak gelecekte dijital olgusunu hayatımızın merkezine alabileceğiz.

Öğrenmeyi öğrenen bir dünya, markaları yeniden inşa edecek.

Teknolojinin kısacık süre içerisinde ne kadar hızlı geliştiğini siz de düşünüyor musunuz?  Daha dünmüş gibi gelen zamanda ilk defa robot yapıldığını öğrenip nasıl da heyecanlanmıştık. Oysaki yalnızca bir yılda aynı robot yürümeyi, koşmayı, atlamayı bırakıp ters parende atar hale geldi. Sadece 1 yılda bu kadar ilerleme kaydedilen ortamda önümüzdeki 5 yılda neler olur biraz düşünelim.

Bu tarz gelişmelere adapte olarak kendini geliştiren şirketlere örnek vermek gerekirse, Lego’yu düşünebiliriz. Daha birkaç yıl önce üst üste koyup araba oluşturmaya çalıştırdığımız Lego parçaları günümüzde AR Studio sistemiyle hayal gücü ve sanal gerçekliği harmanlayarak geleceğe adapte olmuş durumda. Günümüzün en hızlı gelişen şirketlerinden biri olan Lego’nun aksine Nokia veya Sony ise tüm bu gelişmelere ayak uydurmamış, alışkanlarını bırakıp yeni düzenlemelere gitmemiş halde. Bu da söz konusu şirketlere olan ilgiyi düşürmüş durumda.

Gelecek için ihtiyacımız olan şey dijital departman oluşturmak değil, pazar dinamiklerine uygun bir faaliyet oluşturmaktır. Tüm alışkanlıklarını bırakıp yepyeni bir şirket oluşturmak tüm ihtiyaçlarımızı karşılayacaktır.

Her şey yenileniyor. Yenilenen kavramlara ‘dijital’ sıfatı yüklemek de pek doğru değil. Bunun yerine yeni dünya, yeni medya diyebiliriz. Hayatımız bu şekilde yenileniyorken mutlak doğrulara takılıp kalmak bize katkı sağlamaktan çok zarar verecektir. Örneğin ülkeler arasında Bitcoin savaşı çıktığında hangi hukuk yasaları bunu yargılayacak? Hangi mutlak doğrulara bağlı kalacağız? Bildiğimiz üzere dijital toprakların herhangi bir kitabı, yasası veya hukuku yok.

Gelecekte Marka Olmak İçin Gerekli Kavramlar:

  • Veri (İnsan ve teknoloji ilişkisi arasındaki değer): Kullanıcı deneyimlerine göre elde edilen verilerden anlamlı sonuçlar çıkarmak şart. Sürdürülebilir kullanıcı deneyimi olmadan herhangi bir marka üretmek neredeyse imkansız sayılabilir.
  • Müşteri Beklentisi: Marka için asıl önemli olan ürün ve hizmet değil, değişen alışkanlıklar ve müşteri beklentisidir diyebiliriz.
  • Bakış Açısı: Sağlam bir marka oluşturulmak isteniyorsa mutlak doğruların aksine farklı bakış açısına sahip olabilmek büyük bir önem taşıyor. Ercüment Büyükşener’in konuşmanın başında da belirttiği gibi, adaptasyon bu konunun olmazsa olmazı.

 Anlamsız Kalabalıklardan Anlamlı Topluluklara:

Markaların yeni politikaları ‘kişiselleştirme’ olmalıdır. Toplum değil birey önemsenmelidir. Bireye kendini değerli, özel hissettirildiğinde markanız çok daha sağlıklı büyüyecektir.

İlk adımı bireysel değer olan markaların izlemesi gereken birkaç adım daha var. Endüstri 4.0 olsa bile ihtiyacımız olan şey, toplumun 5.0 düzeyinde olması. Bunu da markalar insanları bilgilendirerek, bilinçlendirerek sağlayabilir. Asıl üzerinde durulması gereken dijital kültürü, yeni dünyayı kabullenmiş toplumu oluşturmalıyız.

Popülariteden uzak, tamamen bireysel gelişen yeni dünyada her ne kadar akıllı teknoloji, robotlar, yeni nesil şehirler olsa da içinde insan olmayan hiçbir yenilik gerçekleştirilemez. Robotlar, insanlar olmadan üretilemeyeceği gibi, insanlar olmadan aktif görev de alamazlar. Her ne kadar teknoloji ilerlese de insan en önemli faktördür.

Bir marka oluşturdunuz, yeni nesil teknoloji ile, içinde bu teknolojiye adapte olmuş insanlar sayesinde markanızı geliştirdiniz. Sıra tabii ki pazarlamada. Ercüment Büyükşener bu konuyu da şöyle özetliyor: “Markalarda artık hedef kitle diye bir olgu olmamalı. Marka tarafından üretilen ürünler hedef bireylere pazarlanmalı. Bu olaya kitleden bireye yolculuk diyebiliriz.”

Genelde markaların düşüncesi olan alışkanlıklardan uzaklaşamama, eski düşünceyle devam etme isteği markanın çökmesinin en büyük etkeni demek mümkün. ‘’Ben değişmeyeyim, eskisi gibi üretip, eskisi gibi topluluğa pazarlayayım. Belki küçük yenilikler yapabilirim fakat yıkıcı yenilik benim için söz konusu olamaz.” şeklinde düşünen markaların sonu çok çok büyük ihtimalle yıkım oluyor. “Kurumsal doğrular, gelişen dijital kültürün önüne geçmemelidir.” Diyen Büyükşener, hepimizin yakından tanıdığı Nokia örneği ile konuyu özetliyor. “Markanın olmazsa olmazı yenilik. Gerekirse marka bireylerin ihtiyaçlarına göre kendini yeniden inşa etmelidir.” diye de ekliyor.

Zor olan; değişmek değildir. Zor olan; işler iyi iken değişmektir!

İnsanlar Ne İstiyor?

            Bizler, kişisel olarak değer görüp, her konuda kendimizi özel hissetmek istiyoruz. Her türlü reklamla, SMS’le, maille, kocaman kocaman ilan panolarıyla (Billboard) taciz altındayız. Bizim istediğimiz bunlar değil, istediğimiz yalnızca mutlu olmak. Her bir bireye göre özel olarak pazarlanan ürünlerle markalar için değerli olmak dijital kültürün sonuçlarından biri. Markalar insanlaşmalı, insanlar markalaşmalı. Ama en önemlisi de bireyler de markalar da dijital kültüre iyice adapte olmalı.

Etkinlik videosu için Aytekin Gezici’ye teşekkür ederiz.

Share:

administrator

1998’ Bursa’da doğdu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İstatistik bölümünde okuyor. Big Data, Data Science ve yapay zeka ile ilgileniyor. Sanata ve tasarıma da fazlaca ilgi duyan Mirçe geleceğin nerede olduğunu araştırıyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir