Öncelikle; bizim için şekillenen, bizim şekillendirdiğimiz geleceğin nerede olduğunu merak eden, araştıran ve paylaşan içerik projemiz gelecekburada.net’e katkından dolayı şimdiden teşekkür ederiz.

Süre gelen zaman içerisinde teknolojinin insan hayatını, evren dinamiklerini nasıl değiştirdiğini yakından takip etmeye, elimizden geldiğince değinilmemiş konulara soru işareti koymaya, yeni tartışmalar açmaya çalışıyoruz.

İşte tam da bu noktada yıkıcı yenilik, gezegen, ilham, kendin yap, mesken ve evham kategorilerinin içini fayda sağlayan, düşündüren, öğrenmemizi sağlayan içeriklerle doldurmak için çaba harcıyoruz.

@KocumKosecki ismiyle yıllardır Twitter’da gerek sinema kültürü gerekse futbol kültürü açısından binlerce insanda oluşturduğun beğeni duygusunu aynı şekilde biz de hissettik. Bu sebeple seninle biraz bizim merak ettiğimiz biraz da Gelecek Burada takipçilerine ilham vereceğini düşündüğümüz bir sohbet gerçekleştirmek istedik.

  • Geçtiğimiz yıl pilot uygulamalarına başlanan [tooltip tip=”Video Assistant Referee (VAR)”]asistan hakem[/tooltip] uygulaması hakkında ne düşünüyorsun? Şu an için yavaş ve geç karar alınması açısından eleştiriliyor, birkaç yıl içerisinde asistan hakem rolünü yapay zekanın devralmasıyla bu sorunun çözüleceği ön görülebilir, ne dersin?

 Asistan hakemler taş mı yiyecek diye sözlerime başlamak istiyorum…

Öncelikle selamlar. Gelecek konusunda fikirlerimi okumaya değer bulduğunuz ve bu soruları bana yönelttiğiniz için müteşekkir olduğum kadar şaşkınım. Gelecek hakkında konuşmayı çok sevdiğim için ikinci kez düşünmenize fırsat vermeden hızlıca cevaplamaya geçiyorum.

VAR konusuna sıcak bakanlardanım. Gelmelidir ve önünde sonunda gelecektir. Ama şu an gelmesi konusunda çekincelerim var. Birincisi, soruda dediğiniz gibi oyunun temposuna ciddi zarar veriyor. Bu konuyla ilgili hep dile getirilen bir saçmalık var: “Futbol hatalarıyla güzel.” Futbol hatalarıyla güzel değil, futbol hatalarına rağmen güzel.  Yani hiç hakem hatası olmayan bir maçı izleyip “bu ne ya tadım kaçtı insan bari bi yanlış taç verir” diye şikâyet edecek birini tanımıyorum.  Öte yandan şu doğru: “Futbol akıcılığıyla güzel.” Sakatlık için oyun durduğunda bile yerde yatan adamı Hulk gibi kaldırıp kenara atasımız geliyor bazen. Hakemlerin övüldüğü yegâne an varsa o da bir pozisyonu avantaja bıraktığı andır. Yani oyun akacak: esas kural bu. VAR’ın şimdiki kullanımı neredeyse maç bittikten sonra karar vermeyi gerektiriyor. Bu halinde insanı rahatsız eden bi şey var. Yani doğruyu yapıyorsun ama doğru hissettirmiyor (bu cümleyi İngilizce’ye çevirip okursanız daha etkileyici gelecektir.)

Hız konusu aşıldığında, daha çabuk karar verilmeye başlandığında bu açıdan VAR inanılmaz iyi bir çözüm olacaktır. Gelelim ikinci çekinceme. Biliyorsunuz Türkiye’de hakem konusunda kimse yüzde yüz güven sahibi değil. Ve bazı kararlar o kadar yoruma açık ki, televizyonda yorum yapan iki eski usta hakem, aynı pozisyonu 10 farklı açıdan izleyip birbirlerine tamamen zıt kararlar önerebiliyorlar. Her maç, tartışmaya kapalı pozisyonların yanı sıra, en az 4-5 tane yoruma açık; iki kararı da savunabileceğin tartışmalı pozisyon olabiliyor.

Bir maçta ortalama beş tane muallak pozisyon var diyelim. Fauldür, çekmedir, elle oynamadır… Bu 5 pozisyonun 3’ünde A takımı lehine karar çıkmalı, 2’sinde B takımı lehine çıkmalı. Ama maç esnasında anlamıyoruz bunu. Tekrardan baktığımızda da, hani hangi takıma verirsen ver anlaşılır geliyor. Şimdi diyelim ki ben art niyetli bir hakemim. Maç esnasında normal bir orta hakem olsam hızlı şekilde gördüğümü vermeye çalışırım. Art niyetimi hızlıca kullanabildiğim bir an varsa kullanır ve istediğim takım lehine kararımı veririm. Diyelim ki VAR teknolojisi geldi. Bu teknoloji benim aleyhime mi olacak gerçekten? Sahada karar vermek yerine masa başına geçtim. Meşrubatımı açtım. Kimse beni izlemiyor, rahat rahat oturuyorum. Her pozisyonu tekrar tekrar izliyorum. Art niyetli bir hakemim ve B takımını tutuyorum. Ortada olan 5 pozisyondan, aslen A takımına verilmesi gereken 3 tanesini görmezden gelip, B takımına verilmesi gereken 2 tanesi için hakemi uyaramaz mıyım? Bu bana, daha kontrollü ve baskısız bir ortamda art niyetimi sergileme imkânı vermez mi?

Dediğim gibi iki hakem hocasının bile zıt düşebildiği konular var. Tuttuğun bir takımın aleyhine çalınan penaltıda, penaltı olmayabilecek bir açı görüp iptal etmek, tuttuğun takım lehine çalınan bir penaltıda ise o açıyı bi şekilde görmemek mümkün olmaz mı? Yani bir hakem bize, en haksız gördüğümüz kararları bile kendi yorum kriterleri ile savunabiliyorken; VAR sistemi art niyetli ellerde maç sonuçlarını daha kolay manipüle etmeye yarayan bir silaha dönüşür mü dönüşmez mi çekinceler içindeyim. İleride belki o konuda da insan yorumuna bırakmayacak kadar teknoloji gelişir ve iyice rahat ederiz. Fifa oyununda bile yanlış hakem kararı veriliyor gerçi ya. Abi oyunu sen yaptın! Neyse…

  • Giyilebilir teknolojilerin futbola adaptasyonu konusunda ne düşünüyorsun? Şu an için oyuncuların koşu mesafesi, koşu hızı gibi istatistikleri ölçmek için kullanılıyor ancak yakın gelecekte oyuncuya özel bir kamera atanması, teknik direktörle iletişimi kolaylaştıracak aksesuarlar kullanılabilir. Biz aklımıza gelen bazı giyilebilir teknolojileri futbol kültürüne çok ters düşeceği için dile getirmedik ancak sen bu konuda biraz daha özgür davranabilirsin. Bu konuda evham verici ve ilham verici tahminlerin var mı?

Oyunun görünen, izlenen kısmına nasıl etki edeceğini tam olarak kestiremiyorum. Ama öncelikle oyuncu sağlığı açısından çok önemli olacaktır. Futbolcuların maç içinde korkutucu şekilde sahaya yığılmasını engellese bile büyük teknoloji. Ayrıca genellikle maç sonu yapılan analizi daha hızlı hale getirmesi hocaların 90 dakikadaki rolünü de artırır. Asistan hoca önündeki ekrana bakıp “takım biraz sağa mı çekiyor ne” diyebilir. Oyuncuların kat ettiği yerleri takip etme teknolojisi FM’nin 2D moduna çok benziyor. Yeşil sahada hareket eden ufak yuvarlak noktaları görüyorsun. Böylece maçları canlı şekilde 2D modda izlemek de mümkün olabilir. Düşünsenize maç aboneliği pahalı ama bir uygulama üzerinden FM gibi 2D olarak izleyebiliyorsun lig maçlarını. Ayrı bir yayın mecrası daha çıktı.

  • Peki robotlar ve futbol desek?

TwilightZone’un Steel isminde bi bölümü vardı, 1963 yılından, o aklıma geldi bunu görünce. Geleceği anlatıyor bölüm. Boks yasaklanmış; yalnızca insanların yönettiği robotlar arasında yapılabiliyor. Ancak yaşlı çalıştırıcının robotu bozuluyor, maça çıkması hayati önemde olduğu için robot kılığına girip kendisi dövüşüyor. Hatta bu tema Real Steel isminde bi filme de uyarlanmıştı.

Makinelerin birbiriyle yarışması heyecan vermiyor bana. Teknolojinin geleceği açısından heyecan verici ama seyir açısından değil. Sporda beni insan faktörü çekiyor, beklenmeyenin olması çekiyor. Teknoloji biraz daha matematiktir. Ne verirsen genellikle onu alırsın. Uzunca bir süre her şeyin beklendiği gibi gittiği bir ortamda, pilotların ya da oyunu yönetenlerin yaptığı ufak dokunuşlarla kısa zaman dilimleri içinde fark yaratmasını beklemek kişisel olarak bana pek zevk vermiyor.

Ayhan’ın 2008 yılında Sivas’a ceza sahası dışından sol ayakla attığı gol var. Çok güzel bir gol ama o golü daha güzel yapan; golü Ayhan’ın atması. Biz bu adamı yıllardır izliyoruz. O güne kadar ceza sahası dışından böyle bir golü yok, sol ayakla böyle bir vuruşu yok. Bir anda yapıyor ve gol oluyor. Bu artık sezon finali seviyesi bi şaşkınlık. Yani bu golün etkisinin bu kadar güçlü olması için, öncesinde 5-6 sene boyunca bu işleri hiç yapmamış bir Ayhan olması lazım elinde. Bu golü atmak için tüm donanımı hazır bir robot Ayhan atsa golü ilgimi çekmez. Yarın bi robot kalkıp bu golün aynısını atsa “haa, demek ki atmaya programlanmış” derim. Güzel bir gol görsem “bunu yapan insan olamaz” desem, “zaten insan değil” cevabını alırım tadım kaçar. Robotların yapabileceği şeylerin limiti yok ki gerçekten şaşırabileyim.

Makineler futbol oynamaya başlarsa bunun tek avantajı “gol makinesi diye aldık çamaşır makinesi çıktı” cümlesinin hakkını vermek olur.

  • Gamerlar tarafından yönetilen robotların futbol oynadığı bir spora ne dersin?

İnsanların yönettiği makinelerin birbiriyle yarışması yıllardır düşünülen ve uygulanan bir mevzu. Hatta en popüler uygulaması için Formula 1 diyebiliriz. Diyemez miyiz?

Aslında bunun robotsuzunu bilgisayarda ya da konsolda oynuyorsun, bi nevi oyunun 3 boyutlusunu hatta kanlı canlısını tarif etmiş oluyoruz.

Burada e-spor’a gireyim izninizle. E-sporun spor adını alması, bana göre tanımlardaki muallaklıktan kaynaklanıyor. Genel spor tanımları, sporu “bedeni geliştirmek için uygulanan hareketler” olarak nitelendirirken, bazı tanımlar  “bedeni veya zihni geliştiren hareketler” olarak alıyor. Zihni geliştiren hareketlerin hepsini spor sayarsak Sudoku’dan Mahjong’a, Kelimelik’ten Kızma Birader’e kadar yüzlerce spor daha elde etmiş oluyoruz. Her ne kadar uluslararası spor federasyonları bu tanımın bu kadar geniş olmasına burun kıvırmış ve sadece 5 zihin oyununu spordan saymışsa da,insanların “zihinsel gelişimse zihinsel gelişim birader” diyerek E-Spor ismini sahiplenmesine engel olunamamış.

E-spor, insana göbek yaptıran bir spor. Spor denince aklımıza gelen çoğu şeyi içermiyor. Oturup bilgisayarında oyun oynadığın an bu sporun bi ucunda bi köşesindesin. İnsanlara oyun oynarken “kalkın iki yürüyün” diyen PokemonGo buna bir devrim niteliğindebir cevap olabilirdi ama heyecanı kısa sürdü. Bence devam etse bile bir süre sonra “oturmalı PokemonGo” versiyonu çıkardı. Çünkü tembeliz, oturarak yapabileceğimiz bir şey varsa oturarak yapmayı tercih ediyoruz. Sporun genel mantığından bu kadar uzak bir şeyin spor olarak adlandırılması benim hoşuma gitmiyor.  Kişisel olarak “ee spor?” şeklinde yaklaşıyorum ama bu kez bu açıdan yaklaşmayacağım.

Şu açıdan yaklaşacağım diyerek bir filmden bahsedeyim yine, hatta iki film. 2003 tarihli American Splendor filminde asosyal bir karakter, gösterim sayısı çok az olan bir filmi görmek için kilometrelerce yol kat ediyordu. Çünkü bu filmin konusu, o içine kapanık karakteri mutlu etmeye yetmişti. Filmin adı: Revenge of the Nerds. Yani Nerd’lerin İntikamı. Nerd, Geek ya da ne derseniz deyin;  oyunla, fantastikle, çizgi roman dünyasıyla gereğinden fazla haşır neşir olan, yıllardır sosyal dünyanın dışında kalan bu kişiler, artık intikam modunu açtı ve kalabalık kitleleri domine eden işler yapıyor. SiliconValley’deki versiyonları dünyanın en zenginleri arasına girerken, daha az girişken olanları da basitçe oyun oynayarak ve oyunlar hakkında konuşarak kendilerini popüler –hatta star- yapan mecraları inşa ediyorlar. Eskiden sevdiğin işi yapmak için onlarca kişiyle lüzumsuz dirsek teması kurman gerekirken, şimdi evinde oturduğu yerden sevdiği işi yapan ve yüklüce para kazanan bir kitle var. Tek kelime söyleyeceğim: #respect

  • Yukarıda her oyuncuya atanan özel bir kameradan bahsetmiştik. Sanal gerçeklik gözlüklerini takarak Cengiz Ünder’in gözünden maçı takip ederken, birden Cenk Tosun kamerasına geçiş yaptığımız alternatif bir seyirci deneyimine de sahip olabiliriz. Kısaca “[tooltip tip=”Virtual Reality (Sanal Gerçeklik) – Augmented Reality (Artırılmış gerçeklik) – Mixed Reality (Karışık gerçeklik)”]VR-AR-MR[/tooltip] ve futbol?” diye soralım.

Benim bu konuda uzun süredir bir hayalim var. Vr gözlüğü takmışım. Beni belden saran ve ön kısmında futbol topuna benzer yuvarlak bi aparat olan, koşu bandı tarzı bir mekanizmanın üstündeyim. Gözlüğü takınca kendimi sahanın içinde görüyorum.  Cengiz ya da Cenk olarak değil, kendim olarak. Sahanın içinde, seçtiğim mevkideyim.  Top geliyor, ayağımla dokunuyorum.  Gerçek top varmış gibi hissediyorum. Pas veriyorum, şut çekiyorum, ve elbette koşuyorum. Kah Galatasaray’dayım kah Lyon’da. Sevdiğim futbolcularla aynı saha içinde futbol oynuyorum. Kan ter içinde kalacak kadar da spor yapmış oluyorum. Bence VR, AR ya da MR’ın bu alanda gelmesi gereken üst nokta bu olmalı. Ha bilgisayar oyunu oynarken menisküs olan, topa vurayım derken çapraz bağları yırtan çok sayıda gamer görebiliriz bu sistemde. Başka türlü bir MR daha gerekebilir.

  • Tribün kültürü demişken, yıllar önce Japonya’nın 2022 Dünya Kupası için tanıttığı konsept hakkında ne düşünüyorsun? Hologram tribünler veya hologram oyuncular futbolun içindekendine yer edinebilir mi?

Sahada adeta yokları oynayan bir forvet için ileride bu tabir kullanılacak bence. Bunun yanında mapping çok sık kullanılmaya başladı sporda. Özellikle basketbolda. İşin eğlence kısmında ya da müsabakaların seyirciye daha iyi ulaşması alanında büyük katkıları olacaktır ama fonksiyonel olarak çok fazla müdahil olması için erken olduğunu düşünüyorum. Hologram hakem çok mantıklı ama: tamamen dijital karar verme mekanizmaları devreye girdiğinde, oyuncuların pozisyon sonrası itiraz edebilecekleri bir figür olarak durur.

  • Socrates Dergi’deki Jaws’ın Golü Var yazını çok beğenmiştik; bugün tekrar okuduğumuzda yine aynı heyecanı yaşattı bize. Jaws filminde köpekbalığının film boyunca görünmemesinin kendisini diğer korku/gerilim filmlerinden ayırdığını ve bu yanıyla futbola olan benzerliğinden; 90 dakika boyunca ilgimizi çeken unsurun goller değil de gol ihtimalinin olduğundan bahsetmiştin. Tüm bu yazıyı yukarıda bahsettiğimiz teknolojiler ve şu anda geliştiğine tanık olduğun futbol kültürünü de dikkate alarak tekrar yazmanı isteseydik; nasıl bir anafikirle karşı karşıya kalırdık?

VAR ile ilgili “beklemeyi seviyoruz ama o kadar da değil” diyebilirdim. Şimdi yazıyı okumayan çoktur onun özelinde konuşmayayım ama futbolun geleceğinden en büyük beklentim: oyunun özünün korunarak değişmesi. Futbol elbet değişecek, 50 yıl önceki haline baktığımızda bile sahada bambaşka şeyler olduğunu fark edebiliyoruz. Yine değişecek, artık teknoloji daha fazla içine girecek, ama bu oyunu bizim için güzel yapan, milyonlarca insanı deli divane eden özelliklerine zeval gelmeden gerçekleşmesi ideal olur.

Share:

administrator

Günümüzde gelişmesine tanık olduğumuz teknolojilerin gelecekteki kültürel çıktılarını araştırır; bilgi, deneyim ve ilham paylaşımı için çabalar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir