Gün geçtikçe ekranlara daha bağımlı olup, sosyalleşemediğimizden dolayı birbirimiz için sıkıntı duyuyoruz. Sokakta hunharca oynanan takım oyunları yerini ne kadar mobil, bilgisayar, konsol oyunlarına bıraktıysa da enseyi karartmayıp değişen teknolojiyi hem çocuklar hem de yetişkinler için lehimize çevirmek bizim elimizde. Öğrenmeyi ve deneyimlemeyi -mükemmellik kaygısı yaşadığımız için cesur girişimlerde bulunmayarak- her geçen gün unutuyoruz.

Öğrenme Tasarımları (Learning Designs) ekibi “Çünkü öğrenmek eğlencelidir.” felsefesinden yola çıkarak kişilere eğlence, deneyim, farklılık, farkındalık ve yaratıcılık kazandırmak için çocuk, genç, yetişkin, herkesin oynama ve keyifle öğrenme hakkı olduğunu savunup öğrenmeyi kolay ve keyifli hale getiren oyunlar ve yenilikçi öğrenme programları tasarlıyor.

Bilindiği gibi herkeste yaratıcılık yeteneği var. Bilinmeyen ise bu yeteneğin de tıpkı kol kası gibi çalıştırılıp geliştirilebileceği. Bir şeyleri istersek ve ararsak buluruz; bulmak ve geliştirebilmek için sistemi oyunlaştırarak kendimizi ya da insanları bir şeye yöneltip durumu çekici hale getirebiliriz. Oyun tabanlı öğrenme ile geçmişte de hepimizin bildiği, oynadığı oyunlardaki kazanımlar inanılmaz. Saklambaç gibi defalarca, sıkılmadan oynanan aksine yeni taktikler belirleyerek her geçen gün takım çalışması sayesinde inanılmaz bir üretkenlik ortaya koyarak eğleniyor, bu tarz oyunlar bizlere hem deneyim kazandırıyor hem de sosyal girişimlerde bulunmamızı sağlıyordu. Günümüzde de kâr ve toplumsal faydanın birleşimi sosyal girişimlerde ivme kazandırmak için oyun tabanlı öğrenme sistemlerinden faydalanılabilir.

Öğrenme üçgeni dediğimiz bilgi, beceri ve tutum farkındalık ve söylemlerle ortaya çıkar. Ortaya çıkmayan yetenekler ise sınırlarımızdan çıkamadığımız için ücra köşelerde durur. Öğrenmeyi gerçekleştirebilmek için önce konfor alanımızdan çıkmalıyız. Bu alandan çıkar çıkmaz yaşayacağımız panik aslında öğrenme alanına geçiş yaptığımızın göstergesi.  Kısa dönemli yaşanacak bu panik öğrenmeyi eğlenceli hale getirecek ve eğlenildiği zaman öğrenme kalitesinde artış yaşanacak. Ülkemizde durum bu noktada sekteye uğrayabilir çünkü eğlence kavramını kafamızda kodlama şeklimiz farklı. Sözlükte anlamına baktığımızda neşeli ve hoşça zaman geçirilen, genellikle sazlı sözlü toplantı olarak karşımıza çıkan bu kelime lüzumsuz, içi boş ve vakit öldürmek olarak algılanıyor. Yabancı kaynaklara bakıldığında ise özellikle eğitim ya da bir şeylerin öğretilmesi anlamında oyunlaştırma metotları çokça kullanılıyor ve eğlence kelimesi başarısızlıkta dahi asıl anlamına ulaşarak ilgilendiğin konuya odaklanıp sonucunda kullanılabilir, uygulanabilir ve düşündüren kazanımlar sağlıyor.

Eskiye gidip dijital olmayan Monopoly oyununu düşünürsek ticarete ve para yönetmeye dayalı bir oyun olduğunu hatırlarız. Birçok binanın ve arsanın sahibi olabildiğiniz gibi bunları kaybetmeniz de mümkün olduğu için insanlar gerçek hayatta sahip olamayacakları şeylere oyun da olsa sahip olabildikleri zaman kendilerinde bir tatmin duygusu oluştuğundan bu oyunu severek oynuyorlardı ve oynadıkça aslında girişimcilik ruhları gelişiyordu. Oynayan tepkilerine göre pazarlamacılar insanların davranışlarını inceliyor buna göre ne istediklerini belirliyor.

Günümüzdeki oyunları incelersek ne kadarı kişiyi geliştirmeye yönelik ne kadarı kişiyi bağımlı hale getirerek tüketici toplumu yaratmaya yönelik tartışılır. Bu noktada oyun tabanlı öğrenme ile birçok yetkinlikle beraber birçok dezavantaj da elde etmek mümkün. Yapılması gereken oynanan eski ya da dijital oyunların analizlerinin yapılarak kazanımlarının değerlendirilmesi. Aradaki ince çizginin anlaşılması ile üretken ya da bağımlı hâle gelmek ise bizim tercihimize kalmış durumda.

Share:

administrator

96'da İstanbul'da doğdu, Marmara Üniversitesi Basım Teknolojileri bölümünde yüksek lisanına devam ederken İş Geliştirme alanında çalışıyor. Sonunda soru işareti olan her şeye ilgi duyarken geleceğin nerede olduğunu araştırıyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir