Teknolojinin bu denli ilerlemesine rağmen koku duyusunun dijital olarak aktarılamaması, mühendislerin henüz başaramadığı birkaç şeyden biri oldu. Bu aktarım neredeyse imkânsız gibi gözükse de mühendisler, duyuların interneti (Internet of Senses – IoS) ile dokunma, koklama gibi algılama yeteneklerinin 2030 yılına kadar dijital olarak aktarılabileceğini öngörüyor. Ericsson Research‘e göre 2030 yılına kadar görme, duyma, tatma, koklama ve dokunma duyularıyla etkileşime giren teknolojiler ile tanışacağız. Bu serimizle birlikte duyuların interneti dünyasına adım atmaya hazır mısınız?

Bütün Duyularımız
Bütün Duyularımız

Günümüzde nesnelerin interneti (IoT) üzerine araştırma yaparak akıllı cihazlar geliştirirken, yakın gelecekte koku duyusunu ve duyuların internetini keşfetmeye başlayacağız. Bununla birlikte hayatlarımıza ‘dijital aroma’ gibi alışkın olmadığımız kavramlar girecek. Şu anda bir şeyin tadını merak ettiğimiz zaman onu yemek ya da sadece tropik bölgelerde bulunan bir çiçeğin kokusunu almak için oraya gitmek zorundayken dijital aroma/ dijital duyular ile bunlar sona erecek ve evde oturduğumuz yerden istediğimiz şeyi tadabilir ve koklayabilir hâle geleceğiz.

Duyuların Geleceği Dijitaldir

Hepimizin hayatında koku çok önemli bir yer taşıyor. Kokunun kimyasal dili, seçimlerimizi ve düşüncelerimizi doğrudan ve derinden etkiliyor. Örneğin, yeni bir araba aldığımız zaman arabanın yeni bir kokusu vardır ve bu bizleri etkiler; bir kahve dükkanındaki koku süpermarketteki kahve kokusundan çok daha etkili ve çekici olabilir. 

Günümüzde sanal gerçeklik (VR) gibi teknolojiler yaygınlaşmaya başlasa bile bu çevrim içi deneyimlerden hiçbiri koku hizmeti içermiyor. Ancak nesnelerin duyusuyla birlikte koku algımızın yakın gelecekte internetin en önemli parçalarından biri hâline geleceği tahmin ediliyor. Doğanın giderek yok edildiği şehirlerde insanların doğal deneyimlere olan ihtiyacı fazlasıyla arttı. Birçok insan şu anda doğadan ve doğanın rahatlatıcı kokularından uzak bir şekilde yaşıyor.  

İnsanların hasret duyduğu doğa
İnsanların hasret duyduğu doğa

Bilgi ve İletişim Teknolojisi (ICT) üzerine araştırmalar yapan Ericsson ConsumerLab‘in 2030’da toplumda yaygın olabilecek trendleri araştırmak için oluşturduğu ankete göre her 10 insandan 6’sı ormanları dijital olarak ziyaret etmeyi seviyor ve bu ziyaretlerin onları rahatlattığını düşünüyor. Anketin devamında “En çok deneyimlemek istediğiniz şey nedir?” sorusuna “bir koku deneyimlemek” verilen en yaygın cevap oldu. Bu anketin de gösterdiği gibi sanal gerçeklik gibi teknolojilerin, duyuların internetiyle birleşmesi insanlara çok daha gerçekçi bir ortam sunulabilir.

Sanal bir gerçeklik ortamında sadece görme duyumuzu kullanarak hareket ettiğimizi düşünelim. Örneğin, Five Nights at Freddy’s VR: Help Wanted gibi korku temalı bir sanal gerçeklik oyununda gördüklerimiz bizleri korkutabiliyor. Ancak bir de görme duyumuza koku duyusunun da dahil edildiğini düşünelim. Bu sefer, çok daha etkili bir atmosfer oluşturulabilir ve insanların tam anlamıyla o atmosferdeymiş gibi hissetmesi sağlanabilir.

Filmi Koklamak

Nesnelerin interneti çalışmalarından önceki zamanlarda insanlara kokuları aktarmak için birçok deneme yapıldı ancak hiçbiri tam anlamıyla başarılı olamadı. 1950’lerin son zamanlarında yapım sektöründe çalışan teknik görevli Hans Laube, izleyiciye filmde olup biteni daha etkili bir şekilde yansıtabilmek için Gizem Kokusu filmi sırasında salona koku salan Smell-O-Vision sistemini icat etti. Bu cihazın icadından sonra farklı kişiler de bu alanlarda geliştirmeler yaptı ve son olarak Charles Weiss, salonların havalandırma sisteminden koku yayan AromaRama adında bir cihaz tasarladı. 1950’li yıllara ait olan bu iki cihaz yapıldığı dönemde çok ilgi görmüştü ve bu ilgi aralarında rekabete yol açmıştı.

 

Hans Laube tarafından geliştirilen Smell-O-Vision
Hans Laube tarafından geliştirilen Smell-O-Vision

Bu iki cihaz döneminin bir hayli ötesinde olmasına rağmen ikisinin de birçok problemi vardı. Öncelikle koku, salınması gereken bölümden geç salınıyordu ve bu durum karmaşıklığa sebep oluyordu. İkincisi ise kokular salonun bazı noktalarında çok zayıftı ve seyircilerin kokuyu yakalamak için büyük bir uğraş göstermesine neden oluyordu. Sorunlar çözülmeye çalışılırken birçok başka sorunun ortaya çıkmayasıyla birlikte bu projeler başarılı olamıyordu.

Zamanla teknolojinin bu işe dahil olmasıyla ilerlemeler hızlandı. 2013’ün Temmuz ayında İspanyol Mühendis Raul Porcar kokuları filmlere, sanal gerçekliğe ve her türlü görsel-işitsel deneyime dahil etmeyi amaçlayan bir sistem olan “Olorama” teknolojisini geliştirerek patentini aldı. Oluşturulan bu cihaz ile duyuların internetinin temelleri atılmış oldu. 1950’li yıllardan beri gerçekleştirilmeye çalışılan kokuların dijital olarak aktarılması, hâlihazırdaki dijital aromaların geliştirilmesiyle mümkün kılınabilecek.

Sanal Gerçeklik ile Duyuların İnternetinin Birleşimi
Sanal Gerçeklik ile Duyuların İnternetinin Birleşimi

Peki kokular nasıl aktarılacak?

Scentography” bir kokuyu kimyasal veya elektronik yollarla yapay olarak yeniden oluşturarak koku yaratan ve depolayan bir teknik olmasıyla dikkat çekiyor. Koku alma teknolojisi olarak da bilinen dijital koku teknolojisi video oyunları, filmler, müzik ve internet sayfaları gibi ortamların kokulu içeriği algılamasını ve kullanıcıya iletmesini sağlayan bir teknolojiyi oluşturuyor. Yani yazının en başında belirttiğimiz gibi bu teknoloji yapılması bir hâyli zor olmasına rağmen tamamen imkânsız değil. Diğer bir deyişle dijital koku teknolojisini kullanarak internet üzerinden koku almak mümkün hâle gelebilir. Bu teknolojinin algılama kısmı, olfaktometre ve elektronik burunlar kullanarak çalışıyor.

Yakın gelecekte duyuların internete kavuşmasıyla birlikte artık gerçek dünyayı sanal dünyadan ayırt edemeyecek boyutlara gelebiliriz. Dijital aroma ile bilgisayarımızdan istediğimiz şeyin kokusunu ve tadını alabilmeye başlayacağımız öngörülüyor. Aslında bu gelişmeyle birlikte hayatlarımızı teknolojiden korumamız giderek zorlaşacağa benziyor. Belki de gelecekte duyuların interneti ve yapay zekânın birleşimi ile insanların elinden mesleklerini alacak bir teknoloji ortaya çıkabilir. Örneğin, robotlara entegre edilmesiyle birlikte bu teknolojiyi bomba imha köpeklerinin yerine kullanılması gibi çok farklı yerlerde, çok farklı amaçlarla görebiliriz.

Duyuların internetinden bahsetmişken sadece koklama duyumuzdan bahsetmek tabii ki yeterli olmaz. Bundan dolayı serimizin 2. yazısında istediklerimizi duymamızı sağlayan ve istemediklerimizi duymamızı engelleyen dijital işitme duyumuzdan bahsedeceğiz.

Kaynak: Interesting Engineering, Ericsson

Share:

administrator

Robert Kolej’de 11. sınıf öğrencisi olan Can, yapay zekanın ve kodlamanın içinde bulunduğu projelerde yer almayı seviyor. Kendini geliştirmek için programlar kodluyor ve uygulamalar hazırlıyor. Ayrıca, ekonomi alanına da ilgi duyuyor ve borsayı takip etmeyi seviyor. Yeni şeyler öğrenmeye ve araştırmaya karşı isteği, onun geleceği araştırmasını ve bu konular hakkında yazılar yazmasını sağlıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.