Bir kişinin videolarını izleyerek yüz ve dudak hareketleriyle birlikte ses özelliklerini de ‘öğrenebilen” ve taklit edebilen deepfake teknolojisi, birkaç yıl önce büyük bir uğraş ve yetenek gerektiren özel montaj tekniklerini ‘dakikalar’ içerisinde yapabiliyor.

Geçtiğimiz haftalarda deepfake’in sinema sektöründe nasıl bir etki yaratacağından bahsetmiş ve The Gemini filminde Will Smith’in 23 yaşındaki haliyle birlikte rol almasını örnek göstermiştik. Sinema sektöründe ünlü oyuncuların sete gitmesine gerek kalmayacağı için film sayısında ciddi bir artış yaşanabileceğini, böylece farklı tarzda filmlerin de ortaya çıkması için bir ortam doğabileceğini vurgulamıştık.

kemal sunal deepfake ziraat bankası reklamı
Kemal Sunal, Deepfake teknolojisi ile Ziraat Bankası reklamında oynadı

Benzer parametreler reklamcılık için de geçerli ancak küçük bir fark var. Sinema bugün her ne kadar endüstriyelleşmiş ve ticari kimliğiyle ön plana çıkıyor olsada aslında bir “sanat” dalı. Ancak reklam, tamamen ürün/hizmet tanıtımına odaklanan ticari bir alan. Haliyle, ticari kaygı güdülen her şeyde olduğu gibi reklam sektöründe de etik değerler oldukça gri bölgelerde yaşıyor. Deepfake ve reklamcılığın etik anlayışı bir araya geldiğinde nasıl ürünler ortaya çıkacağı büyük bir merak konusu.

Deepfake reklamcılıkta nasıl kullanılıyor? 

Evrensel reklamcılık

2018 yılında e-ticaret platformu Zalando’nun TopShop için yarattığı #WhereverYouAre (#HerNeredeysen) kampanyasında ünlü oyuncu Cara Delevingne rol aldı. “Sen neredeysen modanın merkezi orasıdır” mottosuna odaklanan reklam çalışmasında Avrupa’daki her bir köyün isminin oyuncu tarafından telaffuz edilmesi gerekiyordu. Fakat binlerce köy ismini telaffuz etmek, tekrar tekrar çekmek ve en iyi versiyonu kayda almak ciddi zaman gerektiriyordu. Bu yüzden yapım şirketi oyuncudan sadece birkaç zor köy ismini telaffuz etmesini istedi. Sonrasında ise yapay zekâ teknolojisi bu videoları izledi, Cara Delevingne’nin karakteristik özelliklerini öğrendi ve geriye kalan binlerce köy ismini otomatik olarak telaffuz etti. Ortaya bu reklam filmi çıktı.

Cara Delevingne deepfakeDeepfake sayesinde var olan bu kampanya dünya çapında 180 milyon kişinin dikkatini çekti ve TopShop’ın satışları %54 arttı.

Malaria Must Die (Sıtma Bitmeli) hareketi, dünyanın dört bir köşesindeki insanlara seslenebilmek için David Beckham’ı 9 farklı dilde konuşturdu. Deepfake ses konusunda biraz başarısız olsa da dudak senkronizasyonu konusundaki başarısı kayda değer.

David Beckham Malaria Must Die Sıtma Ölmeli
David Beckham, Malaria Must Die kampanyasında, deepfake sayesinde, 9 farklı dilde insanlara çağrı yaptı.

Deepfake’in olmadığı bir senaryoda, David Beckham’ın 9 farklı dil için onlarca kez çekim yapması ve hem aksan hem de vurgu gibi konularda başarılı olması gerekiyordu. Bu kampanya dünya çapında 400 milyon kişinin dikkatini çekerek birçok ödül aldı.

Influencer reklamcılık

Bugünün dünyasında en çok rağbet gören reklamcılık stratejilerinden birisi olan Influencer Marketing ile sosyal medyada takip ettiğimiz ‘sıradan’ insanların ünlü hâle gelmesini izliyoruz ve sonrasında kullandıkları ürünlere özenmemiz, benzer şekilde alışveriş alışkanlıklarımızı şekillendirmemiz bekleniyor. Kişisel olarak bu reklam stratejisinin bana şu ana kadar herhangi bir ürünü satın aldırmadığını düşünsem de sosyal medyada takip ettiğim az takipçili bazı insanların yaptığı tercihlerin beni etkilediğini de inkar edemem. Sonuç olarak; beğendiğimiz insanların kullandığı ürünleri beğenmeye meyilli olduğumuz söylenebilir.

Ancak bugünün ekonomisinde, markaların az takipçili insanları influencer olarak seçmeleri oldukça verimsiz bir tercih olarak görülüyor. Zira ürünün gönderilmesi, çekimlerin yapılması, üzerine kampanya oluşturulması gibi birçok gider kalemi bulunuyor. Üstelik influencer olarak seçilen kişinin verimli bir kampanya yürütüp yürütemeyeceği ise başka bir soru işareti. Ancak influencerların çekim haklarını firmalara sattığı bir senaryoda konu bambaşka bir noktaya geliyor. Şirketler, deepfake kullanarak diledikleri gibi bir video oluşturabilir ve influencer kişisinin onayını alarak yayınlayabilir. Böylece ürün transferine gerek kalmadığı gibi şirketin pazarlama ekibinin elinden çıkmış, daha kontrollü ve daha özel bir ürün ortaya koyulabilir.

“Influencerlar yüz ve ses haklarını markalara kiralamaya başlayabilir. Bir bilgisayar yüzlerini ve seslerini alıp 16 farklı dilde veya pozda yeniden üretebilir ve en etkileyici olanı seçebilir.”

-Simon Lejeune (Pazarlama Danışmanı)

Süper Kişiselleştirilmiş reklamcılık

 

Reface AI yöneticisi Shvets, deepfake’in pazarlama için nasıl kullanılabileceğine dair şöyle bir örnek vermiş:

“Gucci’nin yeni bir koleksiyonunu deepfake ile 50 farklı müşterisine giydirdiğini ve e-posta ile gönderdiğini düşünün”

Çok yakın bir gelecekte Nike’ın “Yeni hoodie’mizi sen de dene” diye bir sayfa açacağını ve bu sayfada deepfake ile hızlıca hoodie’yi deneyebileceğimiz ve sosyal medyada paylaşabileceğimiz bir senaryo yaşayabiliriz. Ya da yukarıdaki Cara Delevingne örneğinde olduğu gibi, markaların reklam yüzleri bize özel videolar ‘çekebilir’

Mail kutuma, Kıvanç Tatlıtuğ’un “Mavi’yi tercih ettiğin için teşekkür ederiz Hasan Hüseyin, bana yakışan ve sana da yakışabileceğini düşündüğüm şu gömleği de bir kontrol etmeni tavsiye ederim” dediği bir video düşse, marka sadakatim bir hayli yükselirdi herhalde.

Yıllardır pek anlam veremesem de Coca-Cola ve Nutella benzeri markaların, ürünün üzerine isim veya şehir ismi yazmalarının her zaman olumlu bir etkisi oluyor. Bunu direkt ünlü yüzleri ve deepfake teknolojisini kullanarak yapan markalar da fark yaratan pazarlama kampanyaları ortaya çıkarabilir.

Zombi reklamcılık 

Belki de deepfake konusunun en fazla dikkat çektiği ve ‘fark yaratabileceği’ konu ise ölmüş insanları da tekrar ekranlara taşıyabiliyor olması. Daha önce de bahsettiğimiz gibi Kemal Sunal’ı Ziraat Bankası reklamında görmüştük.

Bob Ross
Bob Ross Deepfake ile Mountain Dews reklamında oynadı

Uluslararası arenada da birçok şirketin, ölmüş insanların haklarını satın alarak farklı reklam filmleri çektiğine şahit oluyoruz. Mesela PepsiCo, ressam Bob Ross’u kullanarak bir gazlı içecek reklamı yapabiliyor veya Smart Meters 1955 yılında ölmüş olan Albert Einstein’ı kendi reklam politikasına alet edebiliyor.

Rusya’daki Dali Müzesi, usta sanatçı Salvador Dali’yi, kendi müzesini tanıtması için ‘kameralar önüne geçirdi’. Deepfake ile hayata döndürülen sanatçı, katılımcılara müze turunda eşlik ederek kendi geçmişini ve eserlerini anlatıyor. Konunun en cezbedici noktası ise yapay zekâ sayesinde herkese farklı bir deneyim yaşatabiliyor, farklı insanlara farklı şekillerde sunum yapabiliyor.

Özetlemek gerekirse; yakın gelecekte ölmüş insanların reklam ve filmlerde tekrar canlanması konusunda fazlaca tartışacağız gibi duruyor. Pozitif perspektiften bakacak olursak da dizi-film ve her türlü sesli-videolu yapımların sayısınıb bir hayli artacağını söylemek ve çok daha yaratıcı işler göreceğimizi söylemek mümkün. Bu teknoloji sayesinde birçok insan oturduğu yerden kendi filmini ortaya çıkarabilir, sadece Youtube videolarını kullanarak yeni senaryolar yazabilir ve film piyasaya sunabilir. Bu da yeni telif davalarını ve etik tartışmaları beraberinde getirecektir.

Senaryo: Hayatın boyunca ifade ve basın özgürlüğü için savaşıyorsun ve ülkende dikta yönetime baş kaldıran bir harekete öncülük ederek ciddi bir fark yaratıyorsun. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde zafere kadar uzanan direnişlerin tüm dünyanın dikkatini çekiyor ve özgürlük konusunda akla gelen ilk isimlerden oluyorsun. Hatta basın özgürlüğü konusunda sorun yaşayan birçok ülkede protestocu halk bir sembol olarak senin ismini haykırıyor ve adalet peşinde koşuyor. Hayatını kaybediyorsun, daha da efsaneleşiyorsun. Aradan 15-20 yıl geçiyor, birçok ders kitabında adın var, internette her ifade özgürlüğü konusu açıldığında senin ismin geçiyor. Ancak, aradan geçen 20 yılda maalesef ailen ekonomik olarak çok kötü bir duruma düştü. Aile bireylerinin okula gitmesi, hayatına devam edebilmesi için ciddi bir gelire ihtiyaç var. Ailen, ciddi bir yapım şirketinden reklam hakları karşılığında 250.000 dolar teklif alıyor. Reklamda senin yüzün 10 saniye gözükecek ve sadece bir cümle söyleyeceksin. “Ben olsam ben de bu partiye oy atardım”.

Ancak, senin veya senin davana baş koymuş milyonlarca insanın itiraz hakkı yok. Karar ailenin.

Share:

administrator

1997’de Nevşehir-Ortahisar’da doğdu. Marmara Üniversitesi’nde Basım Teknolojileri eğitimi görüyor. Gazeteciliğe ve doğru bilgi alma hakkına inanan Hasan, bir Onaran olarak sosyal inisiyatifin ve eğitimin gücüne inanıyor, geleceğin nerede olduğunu araştırıyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir