Kitap okuma oranlarının [tooltip tip=”Ülkemizde sadece her bin kişiden birisi kitap okuyor. Televizyon ve internete ayrılan süre günlük 8-9 saat, kitaba ayrılan süre 1 dakika. Norveç’te bir vatandaş yıllık ortalama 137, Almanya’da 122, dünyada 1,3 dolar harcıyor, Türkiye’de ise 25 cent. (Kaynak, yazının sonunda)”]bu kadar[/tooltip] düşük olduğu bir ülke olarak çocuklarımızın kitap okuma alışkanlığı ile büyümesini, farklı dünyaları keşfetmesini çok önemsiyoruz ve ellerinde kitap gördüğümüzde ismine-cismine bakmadan mutluluk duyuyor, iyi veya kötü bir kitabı okumasını oldukça olumlu değerlendiriyoruz. Ancak çocuklarımız ne okuyor? Bu konuda, kitapların belirli kurullar tarafından seçilmesi veya sansürlenmesi gerektiğini düşünenler olduğu gibi sansüre karşı duran birçok edebiyatçı ve sosyolog da bulunuyor. Yazar Anastasia Basil, kendi deneyimlerinden derlediği bu yazıyla sıkça tartışılan bu konuya parmak basmış. Gelin, bu konunun iki kıyısına da bir göz atalım.

“Çocuk edebiyatının dışında ‘çocuk kitapları’ adı altında gelişen bir sektör var. Bu alanda kalem oynatman için dil ustası olman ya da edebiyat bilmen önemsenmiyor.” – Yalvaç Ural

Amerikan Kütüphane Derneği, eğer ana karakter 12-18 yaşları arasındaysa o kitabı YA (Young Adult – Genç Yetişkin) kitabı olarak tanımlıyor. Yani kitaptaki ana karakter cinsellik, uyuşturucu, alkol veya diğer kötü alışkanlıklara sahip olmasına rağmen yaşı 18’den küçükse, çocuk kitabı olarak ilkokuldaki çocuğunuzun kütüphanesine girebiliyor. Anastasia Basil, bu durumu daha net gösterebilmek için bazı örnekler vermiş, hepsini aktarmak biraz uzun olacağından sadece bir örneğin –The Duff (Türkçe’ye Sap-Silik, Aksi, Paspal ismiyle çevrilmiş) kitabını- küçük bir parçasını aktaralım:

“Wesley’nin eli pantolonumun kemerinin altından geçti, parmakları daha, daha aşağı hareket ediyordu… Wesley’nin parmakları dizlerimin titremesine neden olan yerlere kaydıkça nefesimi kesmemek için dudağımı ısırdım. (Parçanın devamında, iki çocuk biraz daha ilerliyor ancak kızın babası içeri giriyor, Wesley babaya yumruk atıyor. Baba “Kızımı nasıl s*kersin, or*spu çocuğu” diye küfür ediyor)

Wesley’s hand slid beneath the waistband of my pants, his fingers moving lower and lower… I bit my lip to keep from gasping as Wesley’s fingers slipped to places that made my knees shake.

Bir örnek de Türkiye’den vermek gerekirse; Pertev Naili Boratav’ın ‘Az Gittik Uz Gittik isimli MEB onaylı kitabından bir kısım:

(Kaynak: Webtekno)

“Genç yetişkin türündeki kitapları okuyanların %55’i 18 yaşından büyük ve bunların da büyük çoğunluğunu 30-44 yaş grubu oluşturuyor. Daha güncel bir araştırma da genç yetişkin türündeki kitapların okuyucu grubunun %80’inin yetişkinler olduğunu gösteriyor” (Amerika’ya ait veriler)

*Burada işaret edilen sorun, bu kitapların okullardaki raflarda da bulunuyor olması.

 

Anastasia Basil, kızının okuduğu okula, kütüphanedeki kitapların nasıl seçildiğini merak ettiğine dair bir e-posta gönderdiğini ve bu e-postanın, içerisinde yer alan Süper İyi Günler kitabından bir parça yüzünden, e-mail servisi tarafından “uygunsuz dil” olarak spamlenip asla açılmadığını söylüyor.

Bu konuyu irdelerken 2 yıl önce açılmış bir imza kampanyasıyla karşılaştım. Kampanyanın nasıl sonuçlandığına dair bir bilgiye ulaşamadım ancak görünen o ki kampanya hedeflenen imza sayısına bir hayli yaklaşmış.

“Çocuklar okuduklarını kesin doğru gibi algılar ve davranışlarına yansıtırlar. Örneğin çocuğunun başını kesen bir babanın olduğunu okuması “Ya babam bana kızar benim de başımı keserse” diye büyük bir korkuya neden olabilir. En kötüsü çocuk bu korkuyu içine atar ve kimseyle paylaşmadığı için bir süre sonra psikolojisi bozulur. Babasını kızdırmamak için ne yapacağını şaşırır, “Ya babam bana kızdıysa” her davranışında titremeye, geceleri gizli ağlamaya başlayabilir. Bu en basit örnekti. Başka bir örnek ise “Bir kişi hata yaptığında, demek ki başı kesiliyor” diye düşünebilir ve kardeşini kıskanan bir çocuk, kardeşine sinirlendiğinde mutfaktan bıçağı alıp kardeşinin boğazını kesebilir.” -Change.org kampanyası

2015 yılında 4. Sınıf öğrencilerine dağıtılan ve daha sonra MEB tarafından toplatılan Çiçek Bahçesi isimli kitapta ise kadınları aşağılayan kısımlar yer alıyordu.

“Kitabı, “Cüneyd Suavi” takma adıyla Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Şükrü Şumnu yazdı. Şumnu SÖZCÜ’nün soruları üzerine, “Kitabı çocuklara yönelik yazdım. Tıpkı Aslan Kral’daki gibi bir çocuk çizgi hikayesi. Oradaki hikaye hayvanlar aleminde geçiyor. Detaya girmeye gerek yok. Böyle çocuk hikayelerinde abartı olur” dedi. Şumnu, “Neden takma isim kullandınız?” sorusuna ise “Üniversitede görevim olduğu için sıkıntı olmasın diye” yanıtını verdi.

Duran Yılmaz tarafından çocuk kitabı olarak yazılan Keloğlan Ak Ülke kitabından bir kesit. Yuva Yayınları, 2009 yılında yayınevini devraldıktan sonra bu kitabın tekrar basılmadığını açıkladı.

 

Çocuk kitaplarındaki bazı detayların sansürlenmesini isteyen ve Kibritçi Kız, Falaka, Kaşağı, Şeker Portakalı gibi ünlü örnekler de veren bir kesim varken nehrin karşı kıyısında, edebiyatın bir eğitim aracı değil başka bir alêm olduğunu düşünen, bugün sansür uygulamasının iyi niyetle başlasa bile ilerde mutlaka suistimal edileceğini düşünenlerin sayısı da bir hayli fazla. Sansüre karşı çıkan kesimin getirdiği çözüm ise basit; kitapları önce ebeveynler okumalı veya öğretmen, mutlaka kitaptaki kritik noktaları öğrencileriyle konuşarak, tahlil etmeli.

Eğitimci blogger Banu Tozluyurt  “sansür” kelimesinin kelime anlamını aktarıp, üzerine şu yorumu yapmış:

1.sinema ve tiyatro yapıtlarının, her türlü yayımın ve yayının hükümetçe önceden denetlenmesi işi, bunların oynanmasının, gösterilmesinin, yayımlanmasının izne bağlı olması.

2.bu denetleme işini yapan kimse ya da kurul

“Tanım bu olunca da aklıma şu sorular geliyor, denetleyecek kişi ne kadar uzman, kendi fikirleri dışında başka fikirlere / konulara ne kadar açık, objektifliğini ne kadar koruyabilecek? Bu sansür işini yapacak kurul kimlerden oluşuyor, benim çocuğumu nasıl benden daha iyi tanıyıp onun okuyacağı kitaba karar verebilir?”

Eğitimpedia’nın Türkçe’ye çevirdiği bu içerikte ise öğretmenlerin sakıncalı bulunan kitaplarla ilgili neler yapabileceği, yazınsal değeri oldukça yüksek olan ancak ‘sıkıntılı’ görülen bazı noktaları bulunan kitapların çocuklara nasıl aktarılacağına dair bazı tavsiyeler bulunuyor. Amerika’da John Steinbeck’in Fareler ve İnsanlar kitabının ‘kutsal şeylere saygısızlık’ gerekçesiyle yasaklanması, bir okulda müdürün gelecek tepkileri öngörerek Harry Potter serisini sipariş etmemesi gibi detaylar da barındıran yazıda vurgu yine “sansürün sınırı neresi olacak?” sorusuna yöneliyor. Bazılarımız için dini detaylar çok önemliyken bazılarımız eşcinsel içeriklere, bazılarımız ise alkol kullanımına karşı daha hassas ya da diğerlerine karşı daha toleranslı olabiliyoruz.

Kaynak araştırması yaparken hem online olarak yayın yapan hem de okul ve kütüphanelere basılı dergi gönderen Çocuk ve Gençlik Kitapları Dergisi’ne rast geldim. Kefil olmamakla birlikte (DYOR) yüzeysel bir inceleme sonucunda, sizin de göz atmanızı tavsiye ediyorum.

Bu sorunun sadece okul kütüphanelerinde olduğunu düşünmek de yanlış olacaktır. Genç yetişkinler (12-18) arasında oldukça popüler olan Wattpad isimli e-kitap uygulaması çocuklar için oldukça sakıncalı kitaplarla dolu. 2015 verilerine göre Türkiye, Wattpad’in en popüler olduğu 3. ülke. Burada Wattpad’i zan altında bırakmamak gerek, uygulama tıpkı Facebook, Twitter gibi ‘özgür’ bir paylaşım platformu. Ancak, çocukların Facebook’a girerken eğlenme niyetiyle girip Wattpad’a girerken “kitap okuyorum, faydalı bir iş yapıyorum” bilincinde olmaları gibi bir tehlikeye sahip. İyi yazarlar barındırsa da Wattpad ebeveynler tarafından denetlenmesi gereken ciddi tehlike potansiyeline sahip bir platform. Ayrıca normal çocuk kitaplarına göre bir editör-yayınevi süzgeci barındırmıyor olması da önemli bir unsur.

Bugün, sadece kitaplar, YouTube ve sosyal medya ile başa çıkması gereken ebeveynlerin yakın gelecekte robotlar, sanal gerçeklik gibi sorunlarla da karşılaşacağını düşündüğümüzde belki de dünyada her zaman kötü sanatçıların, kötü ürünlerin ve kötü niyetli paylaşımların olacağını kabul edip, aile-çocuk ilişkisini daha şeffaf tutarak bu sorunu en aza indirebiliriz. Sonuçta, çocuklarımız her kötülükle karşı karşıya geldiğinde onları korumak için yanlarında olma fırsatımız olmayacak ancak bugün daha tatlı, daha derin bir iletişim kurarak onlara iyiyi, doğruyu öğretmek, kötüye karşı bir bağışıklık kazandırmak da bizim elimizde. Bunu sağlamanın en kolay yöntemi ise kaç yaşında olduğumuzu umursamadan internet okuryazarlığımızı artırmak, araştırmanın gücüne inanmak ve çocuklarımızı hem internette hem de basılı yayınlarda en güvenilir kaynaklara yönlendirmek olacak. Zira, sosyal ortamlarda da sıkça gördüğümüz üzere interneti ‘canavarlaştırıp’ çocukları internetten, tabletten ve telefondan uzak tutmaya çalışmak pek de işe yaramıyor.

Bugün “Türkiye’de çocuk kitapları için bir sansür uygulaması başlasa nasıl olurdu acaba?” sorusunu sorduğumuzda ise aklıma televizyonlardaki bazı sansür uygulamaları geliyor.

Bu da ilginizi çekebilir:

[button color=”red” size=”normal” alignment=”center” rel=”follow” openin=”newwindow” url=”https://www.gelecekburada.net/ebeveynler-cesur-olmali/”]https://www.gelecekburada.net/ebeveynler-cesur-olmali/[/button]

Kitap okuma oranları hakkındaki istatistiklerin kaynağı: Sözcü

Share:

administrator

1997’de Nevşehir-Ortahisar’da doğdu. Marmara Üniversitesi’nde Basım Teknolojileri eğitimi görüyor. Gazeteciliğe ve doğru bilgi alma hakkına inanan Hasan, bir Onaran olarak sosyal inisiyatifin ve eğitimin gücüne inanıyor, geleceğin nerede olduğunu araştırıyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir