Kullandığımız telefonların kamera kalitesi her geçen gün artarken, internet üzerindeki verilerimizin sayısı da katlanıyor. Uzmanlara göre; sahip olduğumuz veri depolama ([tooltip tip=”Depolama, saklama, yedekleme gibi farklı kelimeler kullanılabilir”]storage[/tooltip]) teknolojileri bizi uzun süre idare edemeyecek. Yeni bir teknoloji geliştirmek zorundayız.

Şu an Amerika’nın en büyük veri merkezlerinin bakım giderleri yüzlerce milyon dolarları bulurken bu şirketlerin kullandığı elektrik, tüm Amerika’nın kullandığı elektriğin %2’sini oluşturuyor ve bu rakamlar sürekli artış gösteriyor.

“Depolayabileceğimizden daha çok veriye sahip olacağımız gün yaklaşıyor. “

-Nicholas Guise (Georgia Tech Research Institute)

 

Veri saklama konusunda sorun yaşayanlardan birisi de Amerika devleti. ABD, yakın gelecekte yaşanabilecek sıkıntıları şimdiden çözebilmek adına depolama teknolojisi olarak DNA’ya 48 milyon dolarlık bir yatırım yaptı bile.

Birkaç yıldır bu işe odaklanan uzmanlar; şarkıları, görselleri ve diğer dosya biçimlerini DNA’nın içerisine kaydederek hem alandan hem de elektrikten tasarruf etmeyi planlıyordu ancak şu ana kadar ciddi bir gelişme ile karşılaşmadık. Ulusal İstihbarat Direktörü’ne bağlı olarak başlayan bir araştırma programı olan Intelligence Advanced Resarch Projects Activity (IARPA) kapsamında, hükûmet kocaman bir fabrika boyutunda olan veri merkezlerini daha ucuz bir şekilde masaüstü boyuta kadar indirmeyi hedefliyor. Bu noktada, milyon terabayt boyutlarından bahsettiğimizi hatırlatmakta fayda var.

saklama (depolama) birimi olarak DNA
Tüpün ucundaki pembe DNA ‘parçası’ 10.000 GB’lık yani 10 terabaytlık bir veri saklayabiliyor. Fotoğraf: Tara Brown Photography

“Dünyanın big data (büyük veri) sorunlarının ölçeği ve karmaşıklığı hızla artıyor ve çözümlerin bir exabayt veya daha fazla verimim depolama ve rastgele erişim gerektireceği bir döneme giriyoruz, üstel veri büyümesi ile karşı karşıya olan büyük veri tüketicileri, yakında katlanarak artan bir şekilde daha fazla kaynağa yatırım yapmak veya katlanarak artan veri yığının bir kısmını atmak (silmek) arasında bir seçenekle karşılaşabilir”

IARPA, ocak ayında DNA sentez şirketi Twist Bioscience, San Diego merkezli girişim Roswell Biotechnologies ve Washington Üniversitesi’nden -Microsoft ile de DNA depolama üzerine çalışan- bir takımın güçlerini birleştirdiği projeyi 25 milyon dolar yatırım ile ödüllendirirken, aynı anda MIT, Harvard ve Fransız DNA şirketi Script’in projesine ise 23 milyon dolarlık bir yatırım yaptı.

Paragraf biraz karışık oldu, şöyle basitleştirelim:

Twist bioscience – Rosswell Biotechnologies ve Washington Üniversitesi’nden bir takımın ortaklığı= 25 milyon dolar

MIT’den bir takım, Harvard’dan bir takım ve Fransız DNA şirketi Script ortaklığı = 23 milyon dolar

Vergi kayıtlarından suç kayıtlarına, sağlık sisteminden iklim değişikliğine kadar birçok konuda veri saklamak ve geleceğe taşımak zorunda olan devletler de en az büyük teknoloji şirketleri kadar yeni bir depolama teknolojisine ihtiyaç duyuyor.

Verileri DNA’ya kaydetmek kodlamanın bildiğimiz şekliyle en geleneksel haline, yani 0-1’e benziyor ancak DNA’da A-C-G-T (Adenin, Guanin, Timin, Sitozin) isimli dörtlü bir koda sahibiz. Her birisini bir ‘bit’ olarak görebiliriz. İstenen bilgiyi DNA’ya kaydetmek için DNA bazlarını yazdıran özel makineler kullanıyoruz ancak her ne kadar bu alandaki teknolojiler gelişim gösteriyor olsa da şu an için her bir bazın oluşturulması birkaç dakikayı bulabiliyor. Guise’in söylediğine göre takım, bunu hızlandırabileceklerini umuyor.

“Gerçek sınırlayıcı adım, vücudunuzun DNA’yı çoğaltmasının ne kadar sürdüğünden çok daha yavaş olan DNA’yı kimyasal olarak sentezlemenin ne kadar sürdüğü”

 

Sorunlardan bir diğeri ise DNA’ya kaydedilen bilgilerin istendiği zaman değiştirilmesi veya okunması. Terabaytlarca veri arasından özel bir görseli veya dosyayı aramak ciddi bir sorun yaratabilir çünkü A, C, G ve T olarak kaydedilen verilerin çok küçük olan DNA içerisinde bulunması, günümüz teknolojilerinde oldukça zor. IARPA projesine dahil olan Washington Üniversitesi’ndeki grup bu sorunu aşabilecek bir kimyasal üzerinde çalışıyor. Grup 2016 yılında yaptığı çalışmada 4 görseli DNA’ya yükleyip daha sonra istedikleri görsele -herhangi bir veri kaybı yaşamadan- başarılı bir şekilde ulaşabilmişlerdi.

Washington Üniversitesi ve Microsoft grubu, OK Go müzik videosundan Project Gutenberg’in ilk 100 kitabına kadar birçok farklı şeyi DNA’ya kodlamayı başardı.

Yüzyıllarca saklanabilir bir disk: DNA

Bir depolama birimi olarak DNA’nın bir diğer avantajı ise günümüzdeki depolama teknolojileri; hard disk, flash disk ve manyetik bantların aksine yüzyıllar boyunca zarar görmeden yaşayabilecek olması. DNA sıvı formda veya toz formda saklanabilecek bir yapıya sahip. Ancak bu konuda da şu an için “hadi yapalım” diyebileceğimiz bir aşamada değiliz. Bilim insanları ciddi boyutta verileri depolamayı başardıktan sonra sıradaki sorumuz bu olacak. Sıvı mı daha iyi, toz mu daha iyi ve bunları veri kaybı yaşamadan becerebilir miyiz?

Georgia Tech’ten Adam Meier’ın yorumuna göre DNA’ları kurutup (dehydration) toz haline getirerek içerdiği verilerin türüne göre şişelenebilir.  Diğer bir seçenek ise DNA’yı sıvı halde küçük depolama çiplerinin yüzeyine yerleştirebiliriz.

“Bu tarz şeylerden daha fazla üretmeye başladığımızda bir çözüm bulmamız gerekecek”

Guise göre DNA depolamanın bir diğer avantajı ise güvenli olması. Çünkü DNA’daki verileri sadece DNA dizileme makineleri ile okuyabiliyoruz ve bu cihazlar da şu an için yüz binlerce dolara mâl oluyor. Yakın bir gelecekte, bugün hard disk aldığımız gibi DNA depolama birimi satın alacağımızı bekleyemeyiz ancak Apple, Facebook ve Google gibi büyük şirketlerin kullanmasıyla birlikte farkında olmadan hayatımıza dahil olması daha muhtemel.

Kaynak: OneZero

 

Share:

administrator

1997’de Nevşehir-Ortahisar’da doğdu. Marmara Üniversitesi’nde Basım Teknolojileri eğitimi görüyor. Gazeteciliğe ve doğru bilgi alma hakkına inanan Hasan, bir Onaran olarak sosyal inisiyatifin ve eğitimin gücüne inanıyor, geleceğin nerede olduğunu araştırıyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir