Gözümüzden ırak olan, vücudumuzdan ırak değil. Doğada yüzyıllar boyunca varlığını sürdürebilen plastik atıklar; soluduğumuz hava, içtiğimiz su ve yediğimiz besinlerle vücudumuza karışıyor.

Plastikler, doğada biyolojik olarak parçalanma özelliğine sahip değil. Mikro parçalara ayrılarak çevre kirliliğine sebep olmalarının yanında, tükettiğimiz besinlere nüfus etmeleriyle sağlığımız için ciddi bir tehlike oluşturuyor. Bahsi geçen mikroplastikler, 5 milimetre ile 1 mikrometre arasındaki boyutlarda olmasından dolayı, çıplak gözle fark edilmeleri güç olan plastik parçaları olarak karşımıza çıkıyor. 

[tooltip tip=”Dünya Doğayı Koruma Vakfı, doğanın zarar görmesini durdurmayı ve verilen zararları onarmayı amaçlayan uluslararası bir sivil toplum kuruluşu”]WWF International’ın[/tooltip] yaptığı bir araştırmaya göre insanların bir haftada, kredi kartına eş değer büyüklükte plastiği çeşitli yollarla tükettiği tahmin ediliyor. Mikroplastiklere esas olarak sularda rastlanıyor. Tezgahlarda yer alan çok sayıda balığın bünyesinde mikroplastik olduğu biliniyor. Bu nedenle, deniz ürünlerini sık tüketen insanların, yılda yaklaşık olarak 11.000 parça mikroplastik tüketiyor olma ihtimali vurgulanıyor.

Eleştirmenler tarafından takdir edilen, çokça ödül almış 2019 yapımı kısa animasyon filmi Selfish, mikroplastik tüketimini mercek altına alarak farkındalık yaratmayı amaçlıyor.

Heriot-Watt Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre her yemek içerisinde mikro ve nano boyutta 100 parçadan fazla plastiği besinlerimizle birlikte yiyor; her yıl tükettiğimiz besinlerle ortalama olarak 13.731 ile 68.415 parça arasında mikroplastikleri bünyemize alıyoruz.

Besinlerle tükettiğimiz mikroplastikler, bağırsaklarımızdaki bariyerlerinden kolaylıkla geçerek dolaşım sistemimize karışabiliyor. Hamile kadınlarda plasentaya kadar ulaşabilen plastik, bebek için sağlık sorunlara yol açarken, ilerleyen dönemlerde büyüme ve hormonal bozukluk, zekâ geriliği, otizm, hiperaktivite, disleksi gibi hastalıklara neden olabiliyor.

Rakamlarla

[tooltip tip=”Kâr amacı gütmeyen, Amerika’da bulunan tüketici odaklı araştırma şirketi”]Consumer Reports’ta[/tooltip] yayınlanan verilere doğrultusunda ABD’de insanlar, geçtiğimiz yılda 74.000 mikroplastik partikül yuttu.

[tooltip tip=”Dünya Ekonomik Forumu”]WEF[/tooltip], 2050 yılına kadar okyanuslarda balıklardan çok plastiklerin olacağını ön gördüğünü ifade ediyor. Adacıklar halinde toplanan irili ufaklı plastiklerin yanı sıra mikroplastikler de bu tahminin içinde yer alıyor.

Tek kullanımlık plastik atıkları

COVID-19 küresel salgınıyla birlikte artan hijyen kaygısı, tek kullanımlık plastik tüketimini eskiye oranla tehlikeli bir artış noktasına getirdi. WEF, Tayland’da çevrim içi gıda alışverişlerine artan talep sonrasında günlük plastik atık miktarının 1500 tondan 6300 tona çıktığını ortaya koyan bir rapor yayınladı. Aynı zamanda Birleşik Krallık’ta yasa dışı atık imhasının, pandemi döneminde %300 oranında artış gösterdiğini ifade eden raporlar mevcut.

Yenilikçi Çözümler

Çevre ve insan sağlığı için tehdit oluşturan plastik kirliliğine, duyarlı bilim insanları tarafından doğa dostu alternatifler geliştirmeye çalışılıyor. Disiplinlerarası yürütülen çalışmalar doğrultusunda geliştirilen çözümler son derece yenilikçi görünüyor.

[tooltip tip=”Bilim ve tasarım stüdyosu”]MakeGrowLab[/tooltip], tek kullanımlık plastiklere, yerel tarımsal atıklardan elde edilmiş sebzelerden ürettiği Scoby adlı biyolojik malzemeli ambalajlar ile çözüm geliştirmiş. Doğal malzemelerden üretildiği için aynı zamanda tamamen kompost yapılabilen ambalaj, plastik bir ambalajdan farksız bir performans sergiliyor.

Scoby adlı biyolojik malzemeli ambalajlar

[tooltip tip=”Araştırmacı ve Kimya Mühendisi”]Sandra Pascoe[/tooltip], biyoplastik üretme fikriyle yola çıkmış. [tooltip tip=”Yenilebilir kaktüs çeşidi”]Nopal kaktüsü[/tooltip] (yenilebilir kaktüs çeşidi) yapılmış toksik olmayan, yenilenebilir ve biyolojik olarak parçalanabilir bir plastik alternatif geliştirmiş.

Sandra Pascoe ve biyolojik olarak parçalanabilir plastikler

Bilim dünyası için mikroplastikler çok sayıda makale çalışmasına konu oluyor. Bu çalışmaların ışığında, tükettiğimiz mikroplastik parçacıkların sağlığımız üzerindeki etkisini hâlâ tam olarak anlayamıyoruz. WWF’in araştırması üzerinde çalışan Newcastle Üniversitesi’nden Thava Palanisami’nin görüşüne göre:

‘Tek bildiğimiz, onu yuttuğumuz ve toksisiteye neden olma potansiyeline sahip olduğu.’

Doğa dostu sürdürülebilir projelerin sayısının artması ve bu ürünlerin gündelik alışkanlıklarımıza dahil olması hem tabiatın devinimi hem de sağlığımız için önemli bir noktayı teşkil ediyor.

 

İleri okumalar: 

Türkiye’deki Deniz Canlılarında Mikroplastik Kirliliği 

Mikroplastikler: Gıdalarda Bulunuşu ve Sağlık Üzerine Etkileri

Nano ve Mikroplastiklerin İnsan Sağlığı ve Ekosistem Üzerindeki Olası Etkileri

Kaynak:

Reuters, Ekolojist, WIPO GREEN,Consumer Reports, World Economic Forum

Share:

administrator

1996 yılında İstanbul’da doğdu. Marmara Üniversitesi Basım Teknolojileri bölümünde gördüğü lisans eğitiminden sonra odağını gıdaya çeviren Elif, Mutfak Sanatları Akademisi Profesyonel Aşçılık mezunu ve Anadolu Üniversitesi Tarım Teknolojileri öğrencisi. Merakının izinde farkındalığını besleyecek her türlü konuya olan ilgisiyle anlamlı bir gelecek inşasına katkıda bulunmaya çalışıyor. 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir