Gelecekte bizleri nelerin beklediğini hepimiz merak ediyoruz. Dünya nasıl bir yer olacak? Yeni fırsatlar, yeni meslekler, yeni teknolojiler ortaya çıkacak mı? Meydana gelecek yeniliklerin etkileri nasıl olacak? Peki, geleceğin dünyasını bir tarafa bırakıp hiç geleceğin uzayını hayal ettiniz mi?

Oxford Üniversitesi öğretim üyelerinden Filozof Nayef Al-Rodhan, yayınladığı makaleyle 2040 yılında uzayda bizleri nelerin beklediğini bugünün gelişmelerinden yola çıkarak tahmin ediyor. Tahmin etmekten öte günümüz uzay faaliyetlerini baz alarak uzayın geleceğini yorumluyor. Al-Rodhan devletlerin uzay çatışmasını gelecek 20 yıl içinde dünyayı bekleyen en riskli tehditlerden biri olarak işaret ediyor.

Dünya Ekonomik Forumu (WEF) için kaleme alınan yazıda devletlerin güç politikalarının uzay konusunda önemli etkisi olduğu vurgulandı. Bununla beraber uydu sayılarındaki artış, özel sektörün uzay yarışına katılımı, ekonomik rekabet ve uzay teknolojilerinin barış ile savaştaki karasal meselelerde öneminin artması uzayı, devletler için alıştığımızdan farklı ve daha önemli bir konuma getirdi. Böyle devam ederse devletlerin yeni rant alanı gelecekte uzay olacak gibi görünüyor.

Uzayın rantlaşmasının dışında başka bir kritik mesele olarak uzay çöplüğü problemi vurgulanıyor. Kirliliğin azaltılması çalışmaları bir yana durdurulması için bile bilinçli hareket eden devlet sayısı yok denecek kadar az görünüyor. Uzay boşluğu, araştırma görevini tamamlamış ve artık işlevini kaybetmiş uydularla dolu. Al-Rodhan bu konudaki en büyük etkenin uzayın askerileştirilmesi olduğunu söylüyor:

“Bir zamanlar nükleer silahlarla yapılan gövde gösterilerinin yerini uzay teknolojilerinde üstünlük çatışmaları aldı.”

Al-Rodhan uzayın askerileştirilmesinin en büyük kanıtlarından birini birçok devletin “Uzay Kuvvetleri” oluşturması olarak belirtiyor. Rodhan’a göre bu yalnızca yarışa dahil olma isteğinden kaynaklanıyor. Çünkü uzay teknolojilerinde gerçekten egemen olabilecek güçte sınırlı sayıda devlet var. Diğer devletlerse bu alandaki güç savaşına katılmak, ‘biz de varız’ demek istiyor.

[tooltip tip=”Küresel Konumlama Sistemi”]GPS[/tooltip], vazgeçilmez küresel sistem olarak duruyor

Makalede bahsedilen bir başka nokta ise uzaya olan bağımlılık konusu: mobil telefon, internet ve GPS gibi başlıca teknolojilerle devletler artık uzay bağlantılı teknolojilere geri döndürülemez biçimde bağımlı görünüyor. GPS teknolojisi bu alanda diğerlerinden daha farklı bir konumda yer alıyor. Çünkü uzaya bağımlılığının yanı sıra uzayın askerileştirmesi bakımından GPS kilit rol oynuyor. Rodhan GPS’i dünya alt yapısının temelini oluşturduğu gerekçesiyle en vazgeçilmez küresel sistem olarak açıklıyor.

GPS Amerika kaynaklı bir sistem ancak Rusya, Çin, Japonya, Hindistan ve bazı AB ülkelerinin geliştirdiği 5 farklı navigasyon sistemi daha bulunuyor. Bu sistemlerin GPS’e bağımlılığı azaltma ve olası güvenlik açıklarını kontrol altına almak için kullanılması hedefleniyor ve şu an için gizli tutuluyor. Devletler GPS’e bağımlılığı azaltmak için alternatifler arıyor. Çünkü olası bir güvenlik zaafiyetinde GPS’in Amerika’ya sağlayacağı avantaj diğerleri açısından yadsınamaz.

Tüm bu maddeler içinde en çarpıcı nokta ise makalenin sonunda değinilen bir detay oluyor. Buna göre uzay mevduatıyla ilgili son önemli yasa çalışması 1967 yılında yapılmış ve o günden beri hiçbir hukuki yeni adım atılmamış. Uzay madenciliği, yörünge trafik kuralları, kaza sonucu meydana gelen çarpışmalar ve rant problemleriyle ilgili kapsamlı yeni mevzuat ve protokollere ihtiyaç duyuluyor. Henüz bu yönde bir girişim olmaması tüm dünyanın uzay konusunda 3 maymunu oynamasına neden oluyor.

Devletler uzay konusunda neden üç maymunu oynuyor?

Uzay alanında devletlerin pervasız politikaları ile sömürgecilik geleneği arasında bağlantı kurulabilir. Sömürgeci devletler yüzyıllar boyu sömürge alanlarının doğal ve beşerî kaynakları üzerinden haksız faydalar elde etti. Sömürgecilik adı ve yöntemi süslü ifadelerle gelişmemiş devletlerin iş birliği ile kalkınması hareketi olarak tanıtıldı. İnsan hakları savunucularının yüzyıllar süren çabasıyla sömürgecilik düzeni belki son bulmadı ama sona yaklaştı.

2040 yılı uzayında insanlık tarafından oluşturulan koloni şehirlerden biri olan Demeter’de geçen hayatları konu alan Space Precinct dizisinin başlangıcı

Sömürgecilik faaliyetleri için sıradaki yer uzay olacak gibi görünüyor. Bu sefer sömürüldüğü için haklarını savunan, düzene karşı çıkan insanlar yok. Bu nedenle devletler kirli işleri için uzayı arka bahçelerine çevirebilir. Dünyadaki sömürgecilikle uzay sömürgeciliği açısından sömürü alanının hiçe sayılması başlıca referans olarak gösterilebilir. Uzay teknolojilerinin, başıboş gezen uyduların, uzay üzerinden rant sağlama savaşının uzaya ne yarar olabilir ki?

Devletler günümüzde uzay teknolojilerinde kurdukları hakimiyetle güç gösterisinde bulunuyor. Uzayda büyüyen kirlilik ve katmanların gördüğü zararsa pek umursanmıyor. Devletler teknolojik güç çatışmasında sadece kârlı taraf olmayı düşünürken uzayın aldığı zarar dünyanın aldığı zarar gibi gözler önünde kolayca fark edilemiyor. Üstelik daha önce de belirttiğimiz gibi sömürü alanında hakları gasp edildiği için ses çıkaran ve toplumun dikkatini konuya yöneltmesini sağlayan bilinen bir bölge halkı bulunmuyor. Dolayısıyla bu konuda gereken yasal adımların atılabilmesi için işimiz uzaylı aktivistlere kalmış olabilir. Uzaylı aktivistler varsa, umuyoruz ellerini çabuk tutarlar. Çünkü Al-Rodhan’ın öngördüğü senaryolar gerçek olursa ve uzay dünya devletlerinin yeni rant sahası haline gelirse gelecek 20 yılda uzayı daha korkunç gelişmeler bekleyebilir.

Share:

administrator

Bilkent Üniversitesi İşletme Fakültesi 3. sınıf öğrencisi olan İpek, organizasyonların çalışma yapılarını inceleyen projeler içinde yer almayı seviyor. Ayrıca yeni tarifler denemekten ve bunları paylaşmaktan büyük keyif alıyor. Paylaşmak demişken, Gelecek Burada'da hem kendisi öğreniyor hem de öğrendiklerini ve düşündüklerini çoğaltmak için yazıyor

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir